DUYGUDAŞ©

Evren İMRE

 
   
 


 

DUYGUDAŞ ©

Sıradan bir güne renk katacak haberler yazması umularak alınan bir gazetede, ünlü bir makenin poposuyla, dünyanın en büyük pizzası arasına sıkışmış küçük bir haber çıkmıştı. Bir bilimadamının son buluşu, kaç kişinin hayatını renklendirebilirdi ki geniş bir yeri haketsin? Ama, gazeteyi en ufak detayına kadar okuyanlardan biri, yapılan bu haksızlığı farketti. Burada sözü edilen buluş, bir insanın yüzü, mimikleri, sesi gibi verileri kullanarak onun hissettiklerini kestirebiliyor, ve bunları bir başkasına aynen yaşatabilen, Duygudaş© adı verilmiş bir bilgisayardı.

Bu dikkatli kişi sayesinde, Duygudaş© yaygın bir kullanım alanı buldu. Önce, son teknolojinin ilk kullancısı olmakla ünlü ordular, esirleri sorgulamak için kullandılar. Bu, polisler için de güzel bir ipucuydu, kısa süre içinde en önemsiz sanıkların bile ifadesi alınırken başvurulan standart bir yöntem oldu. İş dünyası geri kalamazdı, onlar da işe alacakları veya iş anlaşması yapacakları kişilerle görüşürken böyle bir aracın ne kadar yararlı olacağını gözden kaçırmadı. En sonunda da, sıra psikolojiye geldi.

Duygudaş©'ın yaygınlığı, kullanımının kolay olduğunu göstermiyordu. Aslında, zor olmaktan çok tehlikeli bir işti. Örneğin, intihar etmek isteyen bir hastasıyla Duygudaşlık© bağı kuran bir psikyatr, onun ruh halinin bir benzerini kendisinde oluşturunca, aynı inithar isteğiyle karşı karşıya kalabiliyordu. Duygudaş© 'ın ilk modellerinde, duygu kestirme fonksyonları o kadar başarılı değilken, bu çok büyük bir sorun değildi. Yaratılan duygularda belirgin bir yüzeyselik, yapaylık vardı. Ancak ilerleyen modellerde, gerçeğinden ayırdedilemez duygular oluşturulmaya başladı.

İşte bu ikinci kuşak Duygudaş©lar sayesinde, yeni bir kullanım alanı da ortaya çıktı. Bir gün, bazı psikologların, iyileşmiş hastalarına terapi yapmayı kesmedikleri farkedildi. Sıradan bir para sızdırma vakası olarak düşünülüp, uygun biçimde cezalandırılabilirdi, eğer psikologlar bu hastalarla ücretsiz görüşmüyor olsalardı... Amaç başkaydı; psikologlar, Duygudaş©'a bağladıkları bu mutlu hastaların mutluluğunu paylaşıyorlardı. Ticaret yasaları henüz bu alanı düzenleyememiş olduğundan, psikologlar yalnızca meslek etiğini ihlal etmekle suçlandılar. Hastalar ise, ilk mutluluk üreticileri...

***

Paranın mutluluk getirmediği söylenir, ama mutluluğun para getirdiği kesindi. Önce, meraklı bir zenginden, sözü edilen hastalara mutluluk görüntüleri karşılığında para teklif edildi. Bir başka yatırımcı, Duygudaş©larla donatılmış bir salon açtı. Burada, insanların gene para karşılığı satın alınmış mutlu anlarını içeren kayıtlar vardı. Ayrıca, kendi mutlu anlarını içeren kayıtları getiren insanlar, o anları tekrar yaşayabiliyorlardı. Duygudaş© salonları kısa süre içinde hızla yayıldı.

Buhar makinesinden beri bir buluşun toplumu bu kadar değiştirmediği söyleniyordu. Öncelikle, işsizlik sorunu çözülmüştü. Bir kamera edinen herkes, üretici olarak bu pazara katılabilirdi. Toplumun yerleşik kültürü de, kökten bir değişikliğe uğramıştı. İnsanlara huzur vaadeden din, psikoloji, uyuşturucu gibi pek çok öge, toplum yaşamından silinmeye yüz tutmuştu. Eğlence sektörü de, bu değişimde kaybedenlerdendi. İnsanlar eğlenip eğlenmeyeceklerini bilmedikleri filmlere, konserlere gitmektense, daha garantili yolu seçiyor, pazarın hızlı genişlemesi sonucu uygun fiyatlarla hizmet veren Duygudaş ã salonlarını tercih ediyorlardı.

***

Bu yeni pazar, kendine özgü bir suç da yarattı. Bazı insanlar, başka insanları gizlice görüntüleyip, daha sonra bunları ya kendileri için kullanıyorlar, ya da el altından pazarlıyorlardı. Bu durum, insanların artık evlerinde gizli gizli mutlu oldukları bir dönemi getirdi. Öyle ya, bir kuyumcu, bir ressam kendi emeğinin ürünlerini isteyen götürüp satsın diye yol ortasına bırakır mıydı?

Üreticilerin tek sorunu bu da değildi. Duygudaş© salonları ellerindeki kayıtları kopyalayıp, herhangi bir telif hakkı da vermiyorlardı. Ayrıca, bireysel üreticiler salonların sömürüsüne maruz kalabiliyorlardı. Hem, tüketicilerin de ürün kalitesinden şikayetleri vardı: Çok iyi bir simülatör olan Duygudaş© , insanların en gizli duygularını bile ortaya çıkartıyor, mutlu göründüğü halde içi kan ağlayan birinin kasedi, tüketicinin gününü mahvedebiliyordu. Bütün bu sorunların çözümü olarak, mutluluk üreticileri biraraya gelerek şirketler kurmaya başladılar. Artık evlere kadar yayılan Duygudaş©lar yüzünden gücü azalan salonlar, bu gelişmeyi engelleyemedi.

Bu sırada, artık kimse boş yere mutlu olmuyordu. Kamera çekmezken mutlu olmak bir tür israf gibi görülüyordu. Bir insan, eğer mutluluğunu kendisi satmayacaksa, ihtiyacı olan birisine vermeliydi, ama kaldırıp da çöpe atmamalıydı. Bu durum, şirketlerin kaçak üretimi engellemek adı altında yürüttükleri çalışmalarla birleşince, şirketlerde mesai saatlerinde mutluluk üreticisi olarak çalışanlar, ve Duygudaş©'a bağlanan tüketiciler dışında herkes mutsuz hale geldi.

Şirketlerin kurulması, üretimde de bir standardizasyon sağladı. Ürün yelpazesinin en alt basamaklarında taşra için üretilen, başka duygularla katışıklı mutluluk kayıtları varken, üst sınıflar için saf mutluluk kasetleri satılıyordu. Zevkleri gittikçe incelen tüketiciler, bazı belirli üretim dönemlerine ait kayıtlar için bir servet ödeyebiliyorlardı.

***

Mutluluk tüketiminin bağımlılık yapıcı etkisi çok geç farkedildi. İnsanların Duygudaş© salonlarına gidebilmek, veya mutluluk kayıtları alabilmek için işledikleri suçlar, sokakları yürünmez hale getirmişti. Mutluluk bağımlısı olan üst sınıf ve yöneticiler ise, artık halkın sorunlarıyla ilgilenmiyorlar, yalnızca yeni kayıtlar alabilmek için onları en acımasız şekilde sömürüyorlardı. Sefalet insanlar arasında hızla yayılıyor, mutsuzlukla da birleşince, tehlikeli bir durum yaratıyordu.

İlk işaretler, duvarlara yazılan sloganlardı: “Mutluluk, bir kuru kafanın yüzündeki sırıtıştır.”. Mutluluk halkın gözünde, zenginlerin şımarık bir eğlencesi, halkın acımasızca ezilmesinin bir simgesi haline gelmişti. Üst sınıfların sömürüsüne ve yöneticilerin ihmaline karşı duyulan nefret, mutluluğa karşı bir kine dönüşüyordu. Huzursuzluk ve sakıncalı fikirler halk arasında hızla yayılıyor, ancak Duygudaş©larına bağlı kafalar, önlem almak şöyle dursun, olanların farkına bile varmıyorlardı.

Bir gün, heryerde ayaklanmalar başladı. Mutluluk sarhoşu yöneticiler ve üst sınıf, daha ne olduğunu anlayamadan, isyan eden halk kitleleri tarafından süpürüldüler. İsyancılar, nefret edilen mutluluğun ve Duygudaş©ların bütün izlerini yeryüzünden silmeye ant içmişlerdi, ve bunu yapana kadar da durmadılar. Toz bulutları dağıldığında, dünyanın bütün sakinlerini eşit mutsuzlukta bir hayat bekliyordu.