Foucault Sarkacı - Bölüm 39

Umberto ECO

 
   
 

 

 

Garamond dizilerinin, Hümanist Araştırmalar ya da Felsefe gibi ciddî, düşündürücü adları vardı. Manuzio dizilerinin ise ince, şiirli adları vardı; Derlenmemiş Çiçek (şiir), Bilinmeyen Ülke (düz yazı), Oleander'in Saati (Hasta bir genç kızın güncesi türünden kitapları kapsıyordu), Paskalya Adası (Çeşitli denemelerden oluşuyormuş gibi geldi bana), Yeni Atlantis (en son yayımlanan yapıt Kurtarılmış Konigsberg-hem bir transandaltal sistem, hem de bir fenomenal numen bilimi olarak sunulan gelecekteki metafiziklere önsözler'di.)

Bütün kapakların üstünde, yayınevinin amblemi olan bir palmiye ağacı altında bir pelikanla, “başladığım şey benimdir” mottosu vardı.

  Belbo kısaca özetledi: Bay Garamond'un iki yayınevi vardı; hepsi buydu. Daha sonraki günlerde, Garamond ile Manuzio arasındaki geçidin tam anlamıyla özel, gizli bir geçit olduğunu anladım.*

Manuzio bir BGKY yayıneviydi. Manuzio'nun dilinde BGKY'nin anlamı şuydu… ama neden geçmiş zaman kipi kullanıyorum? BGKY'ler hala var. Milano'da her şey hiç bir şey olmamış gibi sürüp gidiyor. Her şeyi alabildiğine uza bir geçmişe yansıtan benim aslında; çünkü dün akşam Saint-Martin-des-Champs'ın nefinde olup bitenler zamanı parçalamış, yüzyılların sırası alt üst olmuştu sanki… Belki de bir gecede onlarca yıl birden yaşlanışımdı bunun nedeni; ya da Onlar'ın bana yetişecekleri korkusu, banyoya uzanmış, kendi kanımda boğulmayı beklerken, çökmekte olan bir imparatorluğun tarihini yazıyormuşum gibi konuşturuyordu beni…

BGKY, Basım Giderlerini Karşılayan Yazar demektir. Manuzio, Anglo-Sakson ülkelerinde “vanity press”[117] dedikleri yayın evlerinden biridir. Kazanç yüksek, gelen giderler ise çok düşük. 4 kişilik bir kadro: Garamond, Bayan Grazia, dipte, delik gibi bir odada idari işler müdürü denilen muhasebeci, bir de yarı-bodrumda kocaman bir depoda, sakat sevkiyat memuru, Luciano.

“Luciano'nun tek kolla kitapları nasıl paketlediğini bir türlü anlayamıyorum,” demişti bana Belbo. “Sanırım dişlerini de kullanıyor. Hem, paketlenecek pek fazla bir şey de yok. Normal yayınevleri kitapları kitapçılara gönderir; oysa Luciano yalnızca yazarlara gönderiyor. Okuyucular Manuzio'yu ilgilendirmiyor... Önemli olan, diyor Bay Garamond, yazarların bizden yüz çevirmemesi; okuyucusuz da ayakta kalabiliriz.”

Belbo, Bay Garamond'a hayrandı. Onda, kendisinden esirgenen bir güç olduğuna inanıyordu.

Manuzio'nun çalışma biçimi çok basitti. Yerel gazetelere, meslek dergilerine, taşrada yayımlanan yazın dergilerine, özellikle ancak bir kaç sayı sürenlere tek tük ilan veriyordu. Orta boy ilanlar, yazarın resmi, etkileyici birkaç satır: “şiirimizin yüce sesi”, ya da “Floriana ve Kızkardeşleri'nin yazarının yeni başarılı romanı.

“O anda ağ gerilmiştir,” diye açıkladı Belbo, “BGKY'ler salkım salkım düşerler ağa; bir ağa salkım salkım düşülebilirse. Bu aykırı eğretileme Manuzio'nun yazarları için tipiktir, ben de alıştım buna. Özür dilerim.”

“Peki, sonra?”

“De Gubernatis'i alın, örneğin. Bir ay içinde-emekli yazarımız kaygılar içinde kıvranırken- Garamond telefon edip bir kaç yazarla birlikte akşam yemeğine çağıracak onu. Bir Çin lokantasına, yalnızca belli kişilerin gittiği, kapının üstünde hiç bir işaret olmayan bir lokantaya: zile basar, kapıdaki küçük delikten adınızı söylersiniz. Lüks, gizli bir ışıkla aydınlatılmış, değişik bir müzik. Garamond, şef garsonun elini sıkar, garsonlar “sen” der, o yılın ürünü hoşuna gitmediğinden, ilk şarap şişesini geri gönderir, ya da şöyle der: “Kusura bakma, ama Çin'de Pekin ördeği böyle yapılmaz.” De Gubernatis filanca müfettişle tanıştırılır, tüm havayolu işletmeleri onun denetimi altındadır, ama aslı ünü, şu sıralar UNESCO'da tartışılan, Cosmoranto'yu, evrensel barış dilini icat etmesinden, bu dilin öncülüğünü yapmasından kaynaklanmaktadır. Sonra, Profesör falanca, güçlü bir öykü yazarı, 1980 Petruzzellis della Gattina ödülünü kazanmış, ama aynı zamanda tıp alanında önde gelen bilim adamlarından. Kaç yıl hocalık yaptınız profesör? O zamanlar öğrenim ciddî bir şeydi. Bu da, zarif kadın ozanımız Mezzofanti Sassabetti, Erden Yürek Çarpıntıları'nın yazarı; okumuşsunuzdur.”

Belbo, kadın BGKY'lerin neden iki soyadı kullandıklarını metak ettiğini söyledi; Lauretta Solimenti Calcanti, Dora Ardenzi Fiamma, Carolina Pestorelli Cefalù gibi. Neden önemli kadın yazarların, Ivy Compton-Burnett dışında, tek soyadları vardır, hatta bazıları Colette gibi, soyadı bile kullanmazlar da, bir BGKY'nin adı Odolinda Mezzafondi Sassabetti'dir? Çünkü gerçek bir yazar, yazmayı sevdiği için yazar, tanınmak için değil; bir takma adla tanınmanın hiçbir önemi yoktur onun için, örneğin Nerval. Oysa bir BGKY, komşularınca, mahallesinde oturanlarca, eskiden oturduğu mahalledekilerce tanınmak ister. Bir erkek yazara bir ad yeter, kadın yazara ise yetmez; çünkü kimleri onu genç kızlık soyadıyla, kimileri de evlilik soyadıyla tanırlar. Bu yüzden iki soyadını da kullanırlar.

“Kısacası, entelektüel yaşantılarla dopdolu bir akşam olacak. De Gubernatis LSD kokteyli içmiş gibi bir izlenime kapılacak, konuklarının dedikodularını, adı iktidarsıza çıkmış, ozan olarak da pek değeri olmayan büyük ozanla ilgili hoş bir fıkra dinleyecek, Garamond'un beklenmedik bir biçimde ortaya çıkaracağı İtalyan Ünlüler Ansiklopedisi'nin yeni baskısında, filanca müfettişe göstereceği sayfaya sevinçten parlayan gözlerle bakacak (Gördünüz mü dostum, siz de girdiniz ünlüler arasına; hak yerini buldu).”

Belbo ansiklopediyi gösterdi bana. “Daha bir saat önce vaaz veriyordum size; ama hangimiz masumuz ki? Ansiklopediyi ikimiz çıkarıyoruz, Diotallevi ile ben. Ama size yemin ederim , para için yapmıyoruz bunu. Dünyanın en eğlenceli işlerinden biri. Her yıl güncelleştirilmiş yeni bir baskı hazırlıyoruz. Aşağı yukarı şöyle yapıyoruz: ünlü bir yazar alıyoruz, bir de BGKY, alfabetik sıraya göre. Ünlü yazarlara pek fazla yer ayırmıyoruz. Örneğin L harfine bakalım.”

LAMPEDUSA, Giusepe Tomasi di (1889-1959). Sicilyalı yazar. Uzun süre tanınmadan yaşamış, ölümünden sonra Leopar adlı romanıyla ün kazanmıştır.

LAMPUSTRI, Adeodato (1919- ). Yazar, eğitimci, savaşa katılmış (Doğu Afrika'da bronz madalya kazanmış), düşünür, romancı, ozan. Yüzyılımızın İtalyan yazınında çok büyük bir yeri vardır. 1959'da yayımlanan uzun soluklu üçlemenin birinci cildi olan Carmassi Kardeşler'le yeteneğini ortaya koymuştur. Katı bir gerçekçilik, yüce bir şiirsellik taşıyan, buzun soluklu roman, Lucano'lu bir balıkçı ailesinin öyküsünü anlatır. 1960'ta Petruzzellis della Gattina Ödülünü kazanan buı kitabın ardından, daha sonraki yıllarda yayımlanan Kovulmuşlar ile Kirpiksiz Panter , bu eşsiz yazarın epik gücünü, göz kamaştırıcı plastik imgelemini, lirik soluğunu belki de ilk yapıtından daha çok ortaya koyar. Çalışkan bir bakanlık memuru olan Lampustri, çevresinde dürüst bir kişi, örnek bir eş ve baba, kusursuz bir hatip olarak tanınır.

“De Gubernatisi,” diye açıkladı Belbo, “Ansiklopediye girmek isteyecektir kuşkusuz. En ünlülerin ününün, hatırşinas eleştirmenlerin elbirliğiyle sağladıkları düzmece bir ün olduğunu söylemiştir hep. Ama asıl istediği, aynı zamanda, kamu kuruluşları yöneticileri, banka müdürleri, soylular, üst düzey görevlileri olan bir yazarlar ailesine girmektir. Tanıdıklarının çevresi birdenbire genişleyecek, bir kayırma istediği zaman kime başvuracağını bilecektir. Bay Garamond, kulağına ertesi sabah kendisine uğramasını fısıldayacak.”

“O da kalkıp gidecek.”

“Hiç kuşkunuz olmasın. Geceyi Adeodato'nun ne büyük bir yazar olduğunu düşleyerek uykusuz geçirecektir.”

“Peki sonra?”

“Sonra ertesi sabah, Garamond ona şöyle diyecektir: dün akşam, ötekileri küçük düşürmemek için söyleyemedim, ne yüce bir yapıt; okuyucuların coşkulu, dahasını söyleyeyim, olumlu mektuplarından söz etmeyeceğim; ben, kendim, bütün geceyi yazdıklarınızı okuyarak geçirdim. Ödül alacak bir kitap. Büyük, çok büyük bir yapıt. Sonra yazı masasının başına geçerek – daha şimdiden buruşmuş, en azından dört okuyucunun sevgi dolu bakışlarıyla örselenmiş (kağıtları buruşturmak Bayan Grazia'nın görevidir.) müsveddenin üzerine bir yumruk indirecek, sonrada şaşkın bir bakışla BGKY'ye dikecektir gözlerini. “Ne yapalım? Ne yapalım?” diye soracaktır De Gubarnatis. Bunun üzerine Garamond, yapıtın değerinin tartışılmaz olduğunu, ancak çağını aşan bir yapıt olduğunun da açık olduğunu, iki bin, bilemediniz, iki bin beş yüzden fazla satmayacağını söyleyecektir; bir BGKY dünya çapında düşünmez, daha doğrusu onun dünyası bildik simalardan oluşur; okul arkadaşları, emekli albaylar. BGKY'nin şiir dünyasına girmelerini istediği kişiler; aralarında, bakkal ya da polis şefi gibi, şiirle uzaktan yakından hiçbir ilişiği olmayan kişiler bile vardır.Garamond'un gerileyebileceği olasılığı karşısında, hele evde, kasabada, işyerinde, herkes, yapıtını Milano'nun büyük yayınevlerinden birine verdiğini öğrendikten sonra, kendi kendine bir hesap yapacak De Gubernatis. Bankadaki parasını çekebilir, maaşını kırdırabilir, bankadan borç alabilir, hazine bonosu satabilir, Paris bir ayine değer [118] . çekine çekine giderlere katılmayı önerecektir. Garamond bozulmuş görünecek; “Manuzio genellikle bunu yapmaz ama pekâlâ anlaştık; beni inandırdınız, aslında Proust ve Joyce bile kaçınılmaz sorunluluk karşısında boyun eğmişlerdi, giderler çok tutuyor, şimdilik iki bin basacağız, ama sözleşmeyi en çok on bine göre yapacağız. Şunu da hesaba katın; iki yüz tane, istediğiniz kişiye göndermeniz için size verilecek, iki yüz tane basına dağıtılacak; kitabın bir edebiyat olayı olmasını istiyoruz çünkü. Geri kalan bin altı yüzü de dağıtımcılara göndereceğiz. Tahmin edebileceğiniz gibi, bunlar için telif hakkı ödenmeyecek size, ama kitap tutarsa yeniden basarız, o zaman yüzde on iki alırsınız.”

Muhasebe Müdürü, Bay Garamond'un giderleri çok düşük tuttuğundan yakınırken, De Guberbatis'in şiir kanatlarıyla havalanmış, okumadan imzalayacağı tip sözleşmeyi daha sonra gördüm. On sayfa tutan, sekiz maddelik koşullar: yabancı dillere çeviriler, destekleme alımları, tiyatro, radyo, sinema uyarlamalar, körler için Braille alfabesiyle yapılacak baskılar, Reader's Digest'e tanınacak özetleme haklar, açılabilecek yayın yoluyla hakaret davalarına karşı güvence, yazarın redaksiyon sırasında yapılacak değişiklikleri onaylama hakkı, uyuşmazlık durumunda Milano mahkemelerinin yetkili olacağı… Bu arada, bazı maddeler daha şimdiden ün kazanma düşlerine dalmış BGKY'nin gözünden kaçacaktı: kitabın en çok on bin basılacağının belirtildiği, ama en az kaç basılacağından söz edilmediği; yazarın ödeyeceği miktarın baskı sayısına bağlı olmayacağı (bu konuda yalnızca sözel olarak anlaşmaya varılmıştı); özellikle de yayıncının bir yıl içinde satılmayan kitapları kağıt hamuruna dönüştürme hakkının, ancak yazarın dilerse bu kitapları satış fiyatının yarısı karşılığında satın alabileceğinin öngörüldüğü maddeler. Altında imza yerleri.

Gösterişli bir tanıtım yapılacaktı; yazarın yaşam öyküsüyle eleştiri yazılarını kapsayan on sayfalık bir basın bildirisi. Alçakgönüllülüğe gerek yoktu; gazetelerin yayın müdürleri nasıl olsa çöp sepetine atacaklardı onu. Göz dolduran bir baskı: yalnızca üç yüz ellisi ciltlenmiş bin kitap; iki yüzü yazara, yaklaşık ellisi taşra dergilerine, otuz kadarı nazarlık olarak gazetelere; Bize Gelen Kitaplar sütununda ola ki birkaç satır ayırırlar diye. Bu kitaplar daha sonra, bağış olarak hastanelere, tutukevlerine gönderilir (Hastaların neden iyileşmedikleri, tutukluların neden ıslah olmadıkları anlaşılıyor).

Yazın, Garamond'un koyduğu Petruzzelis della Gattina ödülü verilir. Toplam giderler: seçici kurul üyelerinin iki günlük beslenme-barınma giderleri, ödül olarak verilen yaldızlı Semendirek Nike'si. Manuzio yazarlarının kutlama telgrafları.

Sonunda, gerçeğin saati gelip çatar; bir buçuk yıl sonra Garamond ona şöyle yazacaktır: “Sevgili dostum, önceden de söylediğim gibi, çağınızın elli yıl önünde giden bir yazarsınız siz. Gördüğünüz gibi, yığınla inceleme yazıları, ödüller, övgü dolu eleştiriler, ça va sans dire [119] . Ama kitap çok az sattı; okuyucu böyle bir yapıta henüz hazır değil. Sözleşmenin (bir kopyası ilişikte sunulmuştur) bitiminde depoyu boşaltmak zorundayız. Bu durumda, kitapları ya kağıt hamuruna dönüştürmek zorunda kalacağız ya da, dilerseniz, onları yarı fiyatına satın alabilirsiniz, ki bu sizin yararınıza olur.”

De Gubernatis üzüntüden deliye döner, yakınları avuturlar onu, halk seni anlamıyor, sen de onlardan biri olsaydın, gerekli rüşveti verseydin, şimdiye dek Corriere della Sera'da bir yazı çıkardı. Bunların hepsi de mafya, sıkı durmalısın. Yayınevinin sana gönderdiği kitaplardan elinde ancak beş tane kaldı; oysa gönderilecek daha birçok önemli kişi var. Yapıtının kağıt hamuruna dönüştürülmesine, tuvalet kağıdı yapılmasına izin veremezsin. Aramızda ne kadar para toplayabiliriz, bakalım buna değer, belki kitapların beş yüzünü satın alabiliriz, geri kalanı da, sic transit mundi . [120]

Manuzio'da henüz ciltlenmemiş 650 kitap kalmıştır; Bay Garamond bunların 500'ünü ciltleterek imza karşılığı gönderir. Bilanço: yazar, cömertçe 2,000 kitabın basım giderlerini ödemiş, Manuzio 2,000 tane basmış, bunların 850'si ciltlenmiş, 500'ünün bedeli de ikinci kez ödenmiştir. Yılda yaklaşık elli yazarla, Manuzio yayınevi bilançosunu her zaman büyük bir aktifle kapatır.

Bundan ötürü hiçbir iç ezinci de duymaz: mutluluk dağıtır çünkü.

 

Bir çok kez ölür korkaklar, ölmeden önce

(Shakespeare, Julius Ceasar, II, 2)

Belbo'nun, Garamond Yayınevinin saygıdeğer yazarlarına davranışıyla, Manuzio'nun bahtsız yazarlarına davranışı arasındaki çelişki her zaman dikkatimi çekmiştir. Birincilerin onur duyacağı yapıtlarını basabilmek için elinden gelen çabayı harcarken, ikincilerin dolandırılmasına bir soyguncu gibi katkıda bulunmakla kalmaz, Garamond Yayınevine sunmaya değer bulmadıklarını Gualdi Sokağına gönderirdi. Albay Ardenti'ye de böyle yapmaya çalıştığını görmüştüm.

Belbo'yla birlikte çalışırken bu işi neden kabul ettiğini sık sık sordum kendime, sık sık. Sanırım para için yapmıyordu bunu. Daha çok para getirebilecek bir iş bulacak kadar iyi biliyordu mesleğini.

Belbo'nun, insanların ahmaklığını, üstelik eşsiz bir gözetleme noktasından incelemesine olanak verdiği için bu işi yaptığını düşünmüştüm uzun süre. Onun aptallık dediği şey; şaşmaz bir aykırı mantık, kusursuz bir akıl yürütme kılığına bürünmüş o saçmalamalar büyülüyordu onu. Ama bu da bir maskeydi. İşini eğlence gibi alan Diotallevi'ydi asıl; Tevrat'ın o güne dek basılmamış bir katışımını ortaya koyabileceğini umarak. Bense sırf eğlence olsun diye, şakacıktan, meraktan katılmıştım onlara; Özellikle de Garamond Hermes Tasarısını ortaya attıktan sonra.

Belbo için durum başkaydı. Ancak file'ları didik didik ettikten sonra açıkça anladım bunu.

Notlar

[117.] “vanity press” ya da “vanity publisher”, yazarın tüm giderleri karşıladığı yayınevi. (çev.)

[118.] “Paris bir ayine değer.”: Kral olabilmek için Protestanlık'tan vazgeçip Katolik olan Fransa Kralı VI. Henry'nin ünlü sözü.

[119.] “Söylemeye gerek yok.” (Fr)

[120.] “Böyle (gelip) geçer dünya ünü.” (Lat.)