|
|
||||||||||
|
“İnsanoğlu çeşitli umutlarla yaşar. Eninde sonunda öleceğimizi biliriz. (...) Biliriz ki, istediğimizi ender olarak elde edebiliriz; etsek bile artık istemiyoruzdur. Bütün bunları biliriz, yine de iflah olmaz bir şekilde iyimser kalır, hatta... ...neden seninle konuşuyorum? (...) ben herkes gibi ölecekken, bunların bilinmesini neden isteyeyim ki? Anlamsız değil mi? Ama bizler mantıklı yaratıklar değiliz. Mantıksız bir iyimserlik refleksiyle yaşıyor ve ona göre davranıyoruz – yalnızca bir refleks, tıpkı birisi hafifçe vurunca dizini savurman gibi. Açıkçası tamamen aptalca. Yine de ona göre yaşıyoruz.” Return of the Lloigors / Colin Wilson Aldığı her kararın nedenini ya da yaptığı her şeyin ardındaki güdüyü durmaksızın sorgulayan kişi yüksek ihtimalle aklını kaçıracaktır sonunda. Belki de sırf bu yüzden künyede adlarını okuduğunuz insanlara bu dördüncü sayısında Zifir'i neden yayımladıklarını soracak değilim. Bunun yerine farklı ülke ve şehirlerden öykülerini bu birler ve sıfırlar bütününe yollamak zametinde bulunan herkese teşekkür etmeliyim galiba. Yine de şu kadarını söyleyebilirim ki hepimizin şu ya da bu şekilde, o mide bulandırıcı kaygılardan uzak, amatör bir çabayı paylaşıyor olduğunu ummak elimden gelenin en iyisi. Gelgelelim bu giriş yazısının amacı bunları tartışmak değil elbette; daha fazla uzatmadan bu sayının içeriğine buyrun, iyi okumalar: Bilincimizin damarlarında Ambrossia, Gökçe Mehmet Ay ile beraber Şehrihan sokaklarında dolaşarak başlayalım. Üstelik bir hypertext dosyası ile. Uygun bir ücret karşılığında duygularınızı satmak ister miydiniz? Evren İmre'nin “Duygudaş©”ından insanlığın bir başka toplu gösterimi. M. Fırat Pürselim'in daha önce Külöykü'nün Temmuz – Ağustos sayısında yayınlanan öyküsü “Sağ Elim”, elimizdekilerin değerini bilmemize salık veriyor sanki. Editör ve teknik işler insanı Egemen İmre'nin türün biçimsel özelliklerini yalın ve başarılı bir şekilde sergileyen “Kırmızı – Mavi” öyküsü ise değişik bir savaş sahnesi sunuyor okura. Özlem Peker'in Zifir Karanlıktan Öyküleri ise üçüncü bölümünde üç kısa öykü halinde tekrar karşınızda. Uzak Doğu'dan Poe'ya selam çakan Ali Rıza Arıcan, bu sayı da Garip Bir Aşk Öyküsü ile aramızda. Zifir'deki ilk öyküsü olan “Dekorasyon” ile Kıvanç Nalça intikam için oldukça garip bir yöntem seçen sevgiliyi anlatıyor. İmgelem üstadı N. Evren Vrana “Annem ve dişsiz ağızlı çocuk” öyküsüyle hayal gücünün sınırlarını zekice kurulmuş cümlelerin olanca görselliğiyle zorluyor. Quo Vadis? Nereye koşuyoruz? Emrah Göker'in yetkin ve aydınlatıcı kaleminden bir diğer makale: “Uyarılar, Kehanetler, Ütopyalar: Bilimkurguda Gelecek Perspektifleri” ve... Göstergebilim üstadı Umberto ECO'nun, herkesin cesaretini topladıktan sonra okumaya başladığı kitabı Foucault Sarkacı'ndan ilginç bir bölüm. Umarız bu bölüm Sarkaçla tanışmanıza vesile olur. Ve böylece, Borges'in yazdığı gibi, “bir ya da iki dakika sonra Alef'i göreceksin – Simyagerlerle Kabalacıların minik dünyasını, bizim atasözlerine geçmiş gerçek dostumuz multum in paruo 'yu”. multum in paruo : azda çokluk Ozan G.
4. Sayının Editörleri::: Redaktörü: ::::::::Kapakta kullanılan resimler::::::::
Özlem Peker'in öyküsü için kullanılan resim Brian Morrison'un "Missing Boat" adlı tablosundan detay (www.lightcolortime.com) Ali Rıza Arıcan'ın öyküsü için kullanılan resim Kurt Halsey'in "In flesh and in eye contact nothing would be lost" adlı eserinden detay (http://www.kurthalsey.com) Kıvanç Nalça'nın öyküsü için kullanılan resim ccimg.catalogcity.com adresinden. Engin Vrana'nın öyküsü için kullanılan resim Dream Anatomy adresinden, 1773 yılında Jacques Fabien Gautier D’Agoty (1717-1785) tarafından yapılmış bir anatomi çiziminden detay. Emrah Göker'in makalesinde kullanılan resim İnverse Motion Capture System denemesinin çizimlerinden bir detay. |
||||||||||