Ece Esmer'le Sandman ve Gaiman Üzerine

N. Evrim ÖNAL - E.Berre GÜMÜŞ

 
   
 


 

Evrim: En baştan başlayalım isterseniz.

- Sandman'i ilk 1997 gibi okumaya başladım. Gerekli Şeylerin sahibi Coşkun, benim çok yakın arkadaşım. O demişti “Okusana bunu falan,” diye. Sonra ben burada ciltlerin devamını bulamadım. Londra'ya gittim. Orada bulduğum zaman insanların boynuna sarılıyordum. Sonra Superman, Witch Blade Spawn, onları da çeviriyordum. Sandman'i de yapalım derken oldu.

Evrim: Yani çeviri kararı ile sonuçlanan süreç sizin fikriniz?

- Onlar da yapalım diyordu zaten. Aynı anda karar verdik. Baskısı, teknik kalitesini tutturmak da zor olduğu için ara ara çıkıyor.

Berre: Bir cildin çevirisi ne kadar sürüyor?

- İlk cildin çevirisinden karşılıklı memnun değiliz açıkçası. On sekiz günde çevirdim. On sekiz gün sonunda editörle biraz sorun çıktı. Birkaç yerde, mesela şiirlerde sorun yaşadık. Çok yakın arkadaşım ama onların da o sırada çok vakti yoktu. Sürekli reklama gidiyorlardı. Hatta bunun baskısı tükendi şimdi yeni baskıda düzeltmeler olacak.

Berre: Diğerleri peki?

- İkinci ve üçüncü cilt iki buçuk, üç ay gibi sürdü.

Berre: Bir çeviri için iki buçuk ay nasıl bir süre? İlki on sekiz gün sürmüş.

- On sekiz gün çok az, çünkü tek bir kelimede tek bir cümlede o şeyi verene kadar zaten... Bana mesela gelip arkadaşlar çeviriyi beğendiklerini söylüyorlar ama bence bir çeviri için yüzde yüz doğru demek çok zor.

Berre: Başka çevirileriniz var mı?

- Var yine fantastik roman, Arkabahçe Yayıncılık'a çevirdim. Sandman Companin var ondan bakıyoruz, The Anotated Sandman var, çok da kolay bir şey değil çevirmek.

Evrim: Sandman nasıl bir konumda çizgi roman yazınında? Öncesi ve sonrasındaki bağı ne?

- Ciltlerden birinin ardında yazar. Sandman bütün dünya mitolojisine atıflarda bulunuyor. Sandman'i bir çizgi roman olarak görmüyorum. Benim için yaratılmış en büyük efsanelerden biri ve ben bunu tüylerim diken diken olarak okudum. Varlığına neredeyse inanarak okuduğum için çevirirken elimin titrediği bir şey. Bence yaratılmış efsaneler içinde, bütün karakterlerini bir araya toplayıp onlara birer mevcudiyet veren gerçekten çok özel bir şey.

Evrim: Yarattığı değişim gerek fantastik yazında, gerek popüler kültürde, daha az popüler fantastik edebiyatta ve yani Gaiman'ın da kendini en net ifade ettiği eseridir. Bu değişim ne ifade ediyor? Sandman'den önce olmayan ve bugün olan ne var fantastik edebiyatta net olarak?

- Ben şöyle görüyorum diyebilirim: Arthur efsanesi ele aldığımızda çıkış noktasından itibaren Thomas. Kaleme alması şudur budur, ondan sonra Arthur var mıydı yok muydu, droidler falan. Ben Sandman'in de bir zaman sonra çok kişinin hayatında çok önemli yer tutacağını düşünüyorum. Diğer şeylerine de baktığımızda Gaiman'ın Books of Magic'i yazıp sonra kitabın tartışmalara konu olması, Harry Potter ne kadar buradan esinlenildi diye. Aynı şekilde bir büyücü okuluna gidiyor mesela. Sandman'den sonra ne değiştideseniz de, mesela okuyucu profilinde en çok kadın okuyucusu olan çizgi romanlardan bir tanesi Sandman. Strange in Paradise öyle mesela, Vertigo'nun bu serisi içinde biliyorum ki bir çok insan Sandman okuduktan sonra Lucifer okumaya başlıyor.

İnsanların çizgi romana bakışını bir şekilde değiştirdi. Çünkü bunlar süper kahraman edasında değiller. Hepsinin zayıflıkları var. Başlı başına Dream çok kırılgan bir karakter. Bütün o ciddiyetin arasında çok resmi bir dili var onun. Ama ben hep bir kalkan olarak gördüm onu. Sorumluluklarına düşkün, mesela Dördüncü ciltte Nada ile yeniden karşılaştığında Nada ona benimle gel der, O da der ki sorumluluklarım var. Hepsinin arasında en çok işine bağlı olan o. Bu da insanlara hayalleri vermesinden ileri gelen bir şey.

Evrim: Ciltlerin tamamını okudunuz, üçünü çevirdiniz, dördüncüsü yolda. Gerek Gaiman'ın yazın açısından, gerek çizerleri açısından Sandman'i hangi sanat akımına dahil ederdiniz?

- Sanat akımına dahil etsem, Dave McKean'in yaptığı bu kapakların hepsi Dustcovers'da var. Bütün bu ön kapakların ve ara cilt kapaklarını Sandman'i okumayıp da gösterdiğim birçok grafiker çok beğeniyor. Sandman'i bir sinema filmi olarak görmek istemem yine de.

Evrim: Demek istediğim, modern – postmodern diyalektiği içinde Sandman nerede duruyor? Bir yeni empresyonist bakış içeriyor mu mesela?

- Sandman'i postmodern olarak tanımlamak mümkündür. Ama bütün bu labellerın ötesindedir. Bir yandan baktığınızda son derece basit bir hikayesi var. Sandman'in Yedi karakteri herkesin hayatında bir şekilde var. İç içe olduğumuz şeyler, insanların birer duygusu. Bunların benliğe kavuşturulması açısından bir takım etiketlerin altında sıralayabiliriz. Bu açıdan bence Sandman çok hayatın içinde.

Evrim: Madem Yedi'den bahsettiniz, bu Yedi'nin seçimi. Gaiman neden bunları seçti acaba?

- Bence Gaiman'a sormanız daha doğru olur diyeyim.

Berre: Hayattaki en temel şeyler olduğu için. Ölüm, kader, rüya, tutku, umutsuzluk…

Evrim: Doğumu nereye koyuyorsun?

Berre: Kadere. Ben cevap vermiş olayım bu soruya da…

- Ama öyle. Bunlar sürekli işte iç içe yaşadığımız ve hayatta en çok bunlarla mücadele ediyoruz. Destraction, tutkuların önüne geçiyor dizginleyemiyorsun, bunlar bence belli başlı mihenk taşları hayatın.

Evrim: Anladığım kadarıyla siz Sandman'i popüler sanatın çok ötesinde görüyorsunuz. Popüler sanat formatı içinde sunuluyor olmasına rağmen. Peki popüler sanatta genelde olamayan bir şey var Sandman'de. Satır arasında, türün içinde, kavramsal olarak verilen mesajlar. Yetmiş beş sayı Sandman çıktı, Destiny çıktı, Death çıktı. Bütün bu yaratılan söylemin içinde ama öncesinde ama sonrasında Gaiman sizce bir mesaj vermeye çalışıyor mu?

- Gaiman'ın benim hayatıma kattığı en önemli şey ölümün varlığı. Ölüm konusunda insanın kafasında var olan o genel olgu üzerinde ortaya çıkardığı bir çeşit Azrail çıkar. Bu bir kız, hepsinin arasında en fırlama olan, en serseri olan, en böyle umursamaz karakter, bunların aracılığı ile ölüme nasıl bakmamız gerektiğini anlatıyor bence. Çünkü gerçekte Dream karakteri ne kadar kırılgansa insanların hayalleri de aynı derecede kırılgan, Desire nasıl bir portre çiziyorsa, genel bir çatı altında baktığımızda bunlar o portreyi çok iyi yansıtıyor. Baş edilmesi zor bir şey tutku, Desire da bunu çok iyi yansıtmış. Gerçekten kötü olduğunda tutkunun başa ne dertler açacağını gösteriyor. Destraction yok mesela.

Evrim: Desire karakteri sizce fazla olumsuzlanmıyor mu? Her zaman sonuçları negatife varan bir takım üçkağıtlar çeviriyor.

- Ama bunların cevabını bir yerde verir Sandman. Hayallere istediğiniz şeye ulaşmanın bedeli bir zamanlar istemiş olduğunuz bir şeye ulaşmaktır. Objeye ulaşmanın bedeli her zaman mutluluk olmaz. Despair ile o yolda her zaman karşılaşmanız mümkün. Onun aynadan sürekli insan oğluna bakıyor oluşu çok güzel. Despair diye bir karakter neredeyse yok gibi. Devamlı kendi Realm'inde ve aynaların ardından insanlara bakıyor. Aynada da gördüğümüz Despair değil aslında kendi yüzümüz neticede.

Evrim: Sandman aynı zamanda Neil Gaiman'ın gözünden bir mitoloji sözlüğü gibi. Dördüncü cilt kuzeyden güneye, doğudan batıya bütün mitolojilerdeki tanrıların katıldığı bir kraliyet balosu gibi. Ama bu mitoloji sözlüğü gerçekten Gaiman'ın perspektifinden. Tanrılar yarı objektif biçimde bile değil çok subjektif bir biçimde yer alıyor. Amerikan Tanrıları'nda da bunu çok yapıyor. Ne gibi bir bakışı var sizce Gaiman'ın, semavi anlamda değil?

- Genel olarak yine Sandman üzerinden bir cevap vereyim. Nasıl ki en son bütün evren kapandığında Death burayı terk edecekse, Gaiman'ın bakış açısı tamamen insan üzerinden. Tamamen bir Tanrı konsepti ile böyle upper bir Tanrı değil de İnsanın içindeki bir şey olarak görüyor, mitolojideki güçlerinden ziyade hepsini kırılganlıkları, eksileri, artıları, ile ortaya koyuyor. Bir şekilde bunları insanın avucunun içinde olan bir şey gibi sunuyor.

Berre: Özellikle yakın bulduğunuz sevdiğiniz karakter hangisi?

- Morpheus.

Berre: Çeviriye sizin ne kadar katkınız oldu? Birebir bir çeviri değil anladığım kadarı ile.

- Birkaç yerde bir şekilde kafamın içinde kelimeler vardı, onları kullanmaya gayret ettim.

Berre: Rüyaşam sizin bulduğunu biz kelime mi mesela?

Evrim: Dreaming'e karşılık geliyor sanırım, çok güzel bir kelime.

Berre: Bazı bölümlerde Türkçe farklılıkları var, eski kelimelerin yoğun olduğu yerler var, özellikle ikinci ciltte. Diğerlerinden ayrı duruyor, sebebi ne?

- Çünkü ben onları kullanmayı seviyorum. Biraz karaktere göre bakıyorum. Yani mesela Fidler's Green konuşurken biraz daha karakteri ön plana alıp, acaba bu nasıl konuşur diye düşünüyorum. Death'i çevirirken hiç öyle kelimeler kullanmaya çalışıyorum ama mesela Morpheus'ta resmi bir dil var. Türkçe'de de o tarz kelimelerin kullanılmasına bir şekilde gündelik hayatta kullanmadığımız kelimeleri kullanmayı istiyorum. Bu büyükler için bir çizgi roman. Süpermen değil. Süpermen gibi çevirmek olmaz.

Berre: Sizin yazma hikayeniz nasıl gelişti?

- 3 ay haftalık Haber dergisine çalıştım, kültür sanat muhabiriydim. Çok istediğim gibi olmuyordu. Şimdi sadece www.deepnot.com'da yazıyorum

Berre: Köşesiniz ismi Underground ama çok karanlık, çok kasvetli yazılar yazmıyorsunuz.

- Haber gruplarına üyeyim, arkadaşlarımdan gelen bilgiler oluyor. New York'tan ya da Londra'dan. Üniversite den sonra bir ara British Consuil'den burs kazanmıştım. Deepnot olduğu müddetçe orada devam edeceğim.

Evrim: Bunun dışında bir projeniz var mı? Yazılarınızı bir şekilde yayınlamayı, toparlamayı düşünüyor musunuz?

- Çizgisine güvenebileceğim bir çizer olsa, bir çizgi roman hikayem var. O hikayeyi ya hikaye olarak çıkartmak istiyorum, ya da çizecek bir arkadaşım olursa çizgi roman yapmak istiyorum.

Berre: Seri mi yoksa tek bir hikaye mi?

- Yok sadece tek bir cilt. Brooklyn Dreams veya Losting Sea gibi. Siyah beyaz kalın.

Berre: Diğer kitapların çevirilerini nasıl buluyorsunuz? Özen gösterildiğine inanıyor musunuz?

Ece Esmer: Diğer insanlara çeviri bu dendiği zaman o işin ne kadar meşakkatli olduğunu pek anlamıyorlar. Birebir tıktık oradan buraya yazıyorum gibi geliyor, ama insanı rahat bırakmayacak şekilde meşakkatli bir iş. Bunu bir insanın okurken ne düşündüğü beni çok ilgilendiriyor. Bazen bir takım şeylerde çok rahatsız oluyorum, bazı çevirilerde okuma şevki kırılıyor insanın. Orijinalinden okumak da her zaman mümkün olmuyor, bazen bulamıyorsunuz. Bazen de bulsanız da alamıyorsunuz.

Evrim: Bütün bu söylediklerinizin ışığında, örneğin üçüncü cilt üzerinden konuşalım. Eğrisiyle doğrusuyla bu işi olabilecek kadar iyi yaptığınızı düşünüyor musunuz? Çünkü çevirinin de doğal sınırları var.

- Şöyle bir baktığım zaman, yüz üzerinden –elimden geldiğince- seksenini yetmiş beşinii iyi çevirdiğimi düşünüyorum. Siz nasıl buluyorsunuz?

Evrim: Ben Türkçe olarak sadece üçüncüyü tamamen okudum, ama genel anlamda diğerleri içinde baskısı kalitesi ve çevirisi ile iyi.

Berre: Benim birinci, ciltteki bazı Türkçe anlatım bozuklukları ile sorunum var. Bazı anlatım bozuklukları var, ama orjinalinden okuyunca anlaşılıyor.

- Böyle de bir sorun var işte. Aslında düşük olan bir cümleyi Türkçe'ye de düşük yazınca bunu sadece okumuş ve anlamış olan kavrayabiliyor, aslını okumayan anlamıyor, hata gibi duruyor.

Evrim: İngilizce'de düşük cümleyi istediğiniz gibi kullanırsınız, edebiyatta da çok dert olmaz. İnanmayan James Joyce okusun. Ama Türkçe'nin kuralları daha katı. her şeyden önce yabancı bir dil. Dolayısıyla Sandman'i çevirmek gerçekten zor, size bu konuda katılıyorum.

Berre: Birinci cildin editörlüğünü kim yapacak yeni baskıda?

- Birinci cildi Engin ile yapmıştık, sonra üçüncü cildi Koray'la yaptık. Şimdi birinci cildin yeni baskısında da Koray'la çalışacağız.

Evrim: Bu ciddi bir sorun değil mi? Bu serinin bir yazarı bir çevirmeni var ama birden fazla editörü? Oysa İngilizce'sinde sadece bir editörü var.

- Evet zor oluyor. Bir de çizgi roman dünyasında bir kız çevirmen olmak kolay değil. Erkek egemen bir ofis içersinde, FRP'ler şunlar bunlar, ben zamanında FRP oynarken de tek kızdım. O zamandan gelen bir şey, erkek baskısı hissediliyor. Editörler de sürekli değiştikçe, yeni baştan bir iletişime girmek, aynı çizgiyi yakalamak zor oluyor. Mesela üçüncü ciltte Raine yaptığı maskeleri kül tablası olarak kullanır ve sonra maskeleri duvara asar. Ben onu “Suratımı asıyorum” olarak çevirmek istedim. Ama bunu karşılıklı kabul ettirmek kimi zaman zor oluyor. Bu da erkek baskısı ile değil de aynı dili konuşmamaktan oluyor. Herkesin bakış açısı farklıdır. Ben de bunu dışardan okusam üzerine yeni bir şey getirebilirim. Yeni bir editörle çalışırken zorlanıyor insan başta.

Berre: Editör yazar ilişkisi nasıl? Sizi serinin Türkçe yazarı olarak kabul ederek soruyorum.

- Ben bitirene kadar notlar alıyorum, bitirip teslim ediyorum. Aldığım notlarda da alternatifler oluyor. Sonra editör onun üzerinden geçiyor. Yine bana veriyor, buna bir kere daha bakıyoruz. İkincisinin editörlüğü mesela daha çok benim üzerime kalmıştı, onların o dönem işleri yoğundu sürekli reklama gidiyorlardı.

Evrim: Felsefi psikolojik açılımları nasıldır? Gaiman kendi çerçevesini nasıl oluşturuyor sizce?

- Bence bu Dave Mckean'in çizimleri gibi, Gaiman sadece bir türün altında yazmıyor, bir çok türden bir çok satır alıp bunları birleştirip sunuyor. Konsepti tek bir çatı altında toplamak zor.

Berre: Ciltlerin başındaki rüya tabirlerini siz mi eklediniz? Yoksa aslında da var mı?

- Ben ekledim. Onlar biraz editör ve baskı sırasında gözden kaçanlar. Bazılarını Sandman Compenian gibi yerlerden aldık. Çünkü bizimde anlamamız mümkün değil. Direkt anlaşılmıyor tabii bazı şeyler, kitaptan bakınca oturuyor.

Fotoğraflar: Haktan Kaan İÇEL