Zifiri Karanlıktan Öyküler Özlem PEKER |
||||||||||||
|
Merhaba. Etraf çok sessiz olduğu için yanlışlıkla kütüphaneye mi girdim diye geri çıkıp kapının üzerindeki yazıya bakma ihtiyacı hissettim. Hayır, doğru gelmişim, fakat ikinci girişimde kapıdaki eşiğe takılıp elimdeki bütün kağıtları yere saçtım. İzin verirseniz hemen onları sıraya koyayım. Fazla bekletmem sizi. Ee, keyfiniz yerinde mi? Hazır mısınız öykünün devamını dinlemeye? İlk bölümü hatırlamayanlar için kısa bir özet yapabilirim elimdekileri sıralarken. Hiç biriniz “ peki sen hazır mısın anlatmaya ?” diye sormuyorsunuz tabi, çünkü anlatıcılara öyle sorular sorulmaz. Sormayın da zaten. Geriliyorum. Evet, özet diyordum. Hatırlarsanız, bir önceki bölümde dört tane esas kahramanımız vardı; genç bir yazar, onun en yakın arkadaşı, aşık olduğu kadın ve tuhafiyeci. Bir de haklarında azıcık bilgi aldığımız iki yan kahraman vardı; yakın arkadaşın çalıştığı kitabevinin sahibi ile yine onun yaşlı amcası. Her şey, yazarımızın aşık olduğu kadının ilgisini çekebilmek için, yazdığı öyküleri “Geceyarısı Öyküleri Dergisi”ne göndermesiyle başlamıştı. Bu garip dergi, onu yazar kadrosuna almış ve geceyarısı öykülerinin kurtarıcısı ilan etmişti. Saçma sapan -ve hala hatırladıkça beni kızdıran- kurallarına uymazsa eğer, öykülerini okuyanların onu sonsuza kadar unutacakları konusunda da uyarmışlardı kahramanımızı. O ne yapmıştı peki? Yedinci öyküsünde istemeden bu kurallardan birini çiğnemişti. Ve bum! Öykülerinin sadık okuyucusu, aşık olduğu kadın onu unutuvermişti. Biz onu en son bıraktığımızda, en yakın arkadaşının gözünde de sıradan bir yabancı durumuna düşmüş olmanın korkusuyla pençeleşiyordu. Hepsi tamam da, onuncu sayfa ile son sayfayı bulamıyorum bir türlü. İyi mi* Unutmadan söyleyeyim, tuhafiyeci de öyle damdan düşer gibi girmişti öyküye ve kahramanımızın yakın arkadaşı birden bire onun dükkanında çalışmaya başlamıştı. İleride bu tuhaf adama dikkat etmemiz gerekiyormuş gibi geliyor bana. Bu konuda Hayalcinin ağzını aradım biraz ama renk vermedi. İşte onuncu sayfa buradaymış. Üzerine oturmuşum. Bu arada, eğer içinizde “ ben aslında seninle tanışmıştım ama şimdi çıkartamadım. Şu Hayalci de hiç yabancı gelmedi ” diyenleriniz varsa, Ağustostaki sohbetimizi hatırlatmak isterim. Yok hayır, daha önce hiç tanışmadıysak, o zaman zaten boşverin derim. Kendi ruhunun diğer yarısına ihanet eden bir insanı tanımasanız da olur. Ve son sayfa. Başından beri sonda duruyormuş zaten. Çok pardon. Artık başlayabiliriz. İlk bölümün adı, “Hayal Avcısı” . Önceden tanıdığınız kahramanları görmeyi beklemeyin sakın. Onlar şimdilik sessizliğe çekildiler. Sadece bildiğimiz iki yan kahraman bir görünüp yok olacaklar, o kadar. Öykü ilerledikçe, bugün yeni tanışacaklarımız ile eskiden karşılaştıklarımız iç içe geçecekler-miş. Genç kadının en büyük hayali, geçmişini unutmak ve uzaklarda bir yerlerde yeni bir hayata başlamaktı. Demek, yeni bir hayat istiyorsun. Bu yeni hayata nerede başlamak istediğine karar verdin mi peki? Yeni hayatına nerede başlamak istediğine karar vermemişti genç kadın. Çok önemi de yoktu bunun. Tek istediği, buralardan uzakta olmasıydı. Bu hayali kurmana sebep olan şeyin ne olduğundan bahsetmek ister misin? İstemiyordu kadın. Bu konuda belki başka bir gece konuşurlardı. Bu gece tek istediği kendisi için bir parça çalmasıydı adamın. Başkalarının duygularından etkilenen bir insan olduğu söylenemezdi, fakat kadının sesindeki mutsuzluk nedense içine işlemişti. Hoşça kal öyleyse ve konuşmayı istediğinde unutma buradayım. Evet, gecenin son parçasını geçmişini unutmak isteyenler için dinliyoruz. Yarın akşam yine saat on ikiyi bir geçe, yine burada buluşmak üzere... O gecenin son parçasını geçmişini unutmak isteyenler için çaldı. Bir radyoda geceleri program sunuyordu adam. “Hayal Avcısı”ydı programının adı. Adamın gerçek adını hiç kimse bilmez; bu yüzden onu da “Hayal Avcısı” diye çağırırlardı. İlk bakışta müzik programı gibi görünse de aslında müzik değil; daha çok bir sohbet programıydı yaptığı. Kendisini arayanların hayallerini dinler; ardından da onlar için seçtiği bir parçayı çalardı. Yıllardır her gece aynı saatte başlardı program. On beş yıldır da değişmez sunucusu bu adamdı. Kendisinden önceki sunucudan devralmıştı bu gece saat on ikiyi bir geçe başlayan ve gün doğmadan hemen önce biten programı. Dış dünyayla bağlantısı sadece dinleyicilerinden gelen telefonlardı. Hayallerini paylaştığı insanlar sayesinde içinde sıkışıp kaldığı kendi dünyasından kurtulur; başka bir dünyanın ve başka insanların da var olduğunu hatırlardı. Çok sevmezdi aslında yaptığı programı. Senelerdir her gece aynı programı yapmaktan sıkıldığı için değil; gerçekler yerine hayallerden konuşulduğu için. Anlatılanlar aklını dağıtırdı belki, ama gerçek hayata duyduğu özlem olduğu gibi yerinde kalırdı. Yıllarını geçirdiği bu karanlık odaya kapanmasının nedeni neydi? Bu, kendi hayatının gerçeğiydi, kimseyle paylaşmadığı. Son parça bittiğinde gün doğmak üzereydi. Bir sonraki gece saat on ikiyi bir geçe buluşmak üzere iyi geceler diledi tüm dinleyicilere. Ufak bir gece lambasının aydınlattığı odada oturduğu yerden kalktı, vücudunu esnetti ve odanın içinde bir süre dolandı. İyi geceler dileyerek başladı programına. Burası “Hayal Avcısı”; bense, hayallerinizin avcısı, dedi tok bir sesle. İlk dinleyicisi, on yaşlarında bir çocuktu bu gece. Çocuğun en büyük hayali köstebek olmaktı. Bir hayvan olmayı istiyordu aslında ve sonunda köstebekte karar kılmıştı. Annesi ve babasından habersiz arıyor gibiydi programı. Sesini alçaltarak konuşuyor olması başka türlü açıklanamazdı. Neden köstebek olmayı hayal ediyordu ki çocuk? Yoksa, toprağın altının üstünden daha güzel olduğuna mı inanıyordu? Hayır, bu değildi sebebi. Hayalinin çok sevdiği bir masalla ilgisi vardı, “Mutlu Köstebek” masalı. Hayal Avcısı hiç duymamıştı böyle bir masalı. Dayanamadı sordu çocuğa; bu masal, sakın senin annenin veya babanın hayal ürünü olmasın? Almanya'da doğduğunu söyledi çocuk. Oradaki tüm çocuklar bilirdi bu masalı. Maalesef bu masal kitabı Almanya'daki teyzesinde kalmıştı. Bir sene önce dönmüşlerdi buraya. Buradaki hayatına bir türlü alışamamıştı. Madem eski hayatını çok özlüyordu, öyleyse neden eski hayatına dönmeyi hayal etmek yerine köstebek olmanın hayalini kuruyordu ki? Dönmelerine imkan olmadığını söyledi çocuk. Böyle demişti babası. Yoksa istemez miydi bir kez olsun eski arkadaşlarına kavuşmayı. O halde, Almanya'ya dönmeleri mümkün görünmüyordu da köstebek olması çok mu kolaydı? Köstebek olabileceğine elbette inanmıyordu çocuk. Hayal ediyordu yalnızca, çünkü babası geriye dönme hayalini yasaklamıştı ve şu anda programı dinliyor olabilirdi babası. Hayal Avcısı çocuk için bir parça çaldı. Müzik çalarken oturduğu yerden kalktı, vücudunu esnetti ve ufak bir gece lambasının aydınlattığı odanın içinde dolaştı. Çaldığı parça bitmek üzereyken gelip oturdu yerine. Yeni bir telefon vardı. Ne var ki, arayan kişi birkaç kelime söyleyip, kısa bir sessizlikten sonra telefonu kapattı. Sesinden tanımıştı arayanı. Bir gece önce konuştuğu mutsuz genç kadındı. Hani şu geçmişini unutmayı ve uzaklarda bir yerlerde yeni bir hayata başlamayı hayal eden kadın. Kadının neden konuşmadan kapattığını düşünürken bir telefon daha aldı. Yaşlı bir adamdı arayan. Ömrünün kalanını deniz kenarındaki bir kasabada geçirmeyi hayal ediyordu. Yaşlı adamın sesi, “ömrümün kalanı” kelimesini söylerken biraz boğuk çıkmıştı. Söylemesi ayıptır adam ölümden fena halde korkardı. Bir kedisi vardı adamın. Yaşlı adam uzun uzun kedisini anlattı. Bir gün düşlediği balıkçı kasabasına gerçekten yerleşecek olursa kedisini yanına almayacaktı. Onu yanında götürmesi imkansızdı. O, cins kediydi; şehir havasına alışıktı. Onu yeğenine bırakacaktı. Öyle tatlı anlatıyordu ki her şeyi, Hayal Avcısı hiç kesmeden dinledi adamın konuşmasını. Yaşlı adam için neşeli bir parça çaldı. Bir yandan koyduğu parçanın bitmesini beklerken, bir yandan da aklına takılan mutsuz genç kadını düşünmeye başladı. Daha sonra arayan iki dinleyicisi de tesadüfen çok neşeli insanlardı. Mutsuz genç kadını aklından çıkartmasını sağlayacak kadar da uzun konuşmuşlardı. İyi geceler dileyerek başladı programına. Burası “Hayal Avcısı”; bense hayallerinizin avcısı dedi, tok bir sesle. İlk dinleyicisi bir delikanlıydı. En büyük hayali, “Grup Çakı”nın bateristi olmaktı, çünkü kız arkadaşı bu grubun bateristiyle onu aldatmıştı. Uzun uzun kız arkadaşını anlattı. Bıraksa programın sonuna kadar konuşacaktı. Bıraktı. Delikanlı hiç durmaksızın anlattı. Aldatılma konusunu bir kenara bırakırlarsa eğer, kız arkadaşıyla arasında en ufak bir kötü anı yaşanmamıştı. Ona kalırsa, kız arkadaşı baterinin büyüsüne kapılmıştı. Bunu ona nasıl yapardı? Nasıl bir bateriste kaçardı? Konu bateriyse eğer, onun da artık bir baterisi vardı. Eninde sonunda “Grup Çakı”nın bateristi kendisi olacaktı. Anlaşılan delikanlının hayali bir takıntı halini almıştı. Bateri çalmayı bilip bilmediğini sordu ona Hayal Avcısı. Bilmiyordu delikanlı. Kız arkadaşı, bir gün tekrar ona dönerse onu affedecek miydi peki? Affetmeyeceğini söyledi delikanlı. Öyleyse neden “Grup Çakı”nın bateristi olmayı hayal ettiğini sormadı Hayal Avcısı. Delikanlının, kız arkadaşına olan takıntısının yerini “Grup Çakı”nın bateristi olma takıntısının aldığını anlamıştı. Yeni bir telefon vardı. Arayan tanıdık biri, yine o mutsuz genç kadındı. Tam onunla konuşmaya başlayacaktı ki, bir önceki dinleyicisi için parça çalmayı unuttuğunu hatırladı. Telaşlandı ve kapatması gerektiğini söyledi genç kadına. Beş dakika sonra tekrar ararsa eğer onunla mutlaka konuşacaktı. Genç kadının sesi değişti birden; kırılmıştı. Üzerinde çok durmadı Hayal Avcısı. Aklında çalacağı parça vardı. Delikanlı için çalmaktan vazgeçti parçayı ve bildiği en berbat parçayı, “Grup Çakı”nın bateristi için çaldı. Berbat parça biter bitmez genç kadın tekrar aradı. Sesindeki mutsuzluğa kırgınlık da eklenmişti bu defa. Anlatmaya başladı. En büyük hayali değişikliğe uğramıştı. Uzaklarda bir yerlerde yeni bir hayata başlayarak geçmişini unutmak yerine, olduğu yerde kalıp geçmişini unutmayı hayal ediyordu bu gece. En büyük hayalinin bu denli değişmesi çok garip dedi Hayal Avcısı. Takılıyordu aslında, fakat genç kadın anlamadı. İyi ki de anlamadı, çünkü dinleyicilerine takılmak yakışık almazdı. Kendisini toparladı, dikkatle dinlemeye başladı. Genç kadının artık olduğu yerde kalmak istemesinin bir sebebi vardı. Programa ilk kez telefonla katıldığı o gecenin sabahında küçük bir deneme yapmış ve oturduğu sokağın üç sokak ötesinde yeni bir eve taşınmıştı. Taşınırken de kendisini küçük bir çocukken terk eden babasını hatırlatan her şeyi eski evinde bırakmıştı. Daha doğrusu bıraktığını sanmıştı, çünkü eşyaları koyduğu kutuları açtığında yine babasına ait eşyalarla karşılaşmıştı. Şu anda salonun ortasında duruyorlardı. Bilmiyordu onları ne yapacağını. Galiba geçmişinden kurtulması imkansızdı. Yeni evin rahat mı? Mutsuz genç kadın yanılıyor muydu, yoksa Hayal Avcısı konuyu değiştirmeye mi çalışıyordu. Bilse hiç aramazdı. En son karşılaşmak istediği şey kendisinden kurtulmak isteyen bir insandı. Yeni evinden bahsetmek istemediğini söyledi genç kadın. O halde, hangi konuda konuşmak istiyorsa o konuda konuşabileceklerini söyledi Hayal Avcısı, ancak hayal kurmanın geçmişle değil, gelecekle ilgili olduğunu unutmamalıydı. Yine babasından bahsedeceğinden korkuyordu genç kadının. Çocuklarını terk eden babalar hakkında konuşmaktan hiç hoşlanmazdı. Hadi konuşalım, fakat rica ederim babanla ilgili olmasın. Neden böyle bir şey söylemişti sanki? Birden ağzından kaçmıştı. Oysa, dinleyicilerinin ne anlatacağına hiç karışmazdı. Bu sözler onun olamazdı. Kısa bir süre sessizlik hakim oldu ortama. Genç kadına söyleyecek bir söz gelmedi aklına. Kadın hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı. Öylesine bir müzik girdi araya. Kendini çok kötü hissetti Hayal Avcısı. Yeni bir telefon gelinceye kadar ufak bir gece lambasının aydınlattığı odada karşısındaki duvara baktı. O gece arayan diğer insanlar için çaldığı parçaları dinlerken de yaptı bunu. Doğruca duvara baktı. O gecenin etkisini bir sonraki programa kadar üzerinden atamadı. İyi geceler dileyerek başladı geceye. Burası “Hayal Avcısı”; bense, hayallerinizin avcısı, dedi gergin bir sesle. İlk dinleyicisi, bir kitabevi sahibiydi. İflasın eşiğine gelmiş dayanmıştı. Onun en büyük hayalini tahmin edebildiğini söyledi Hayal Avcısı. Yanılmamıştı. Adamın en büyük hayali, iflastan kurtarmaktı. Yıllarını vermişti bu işe, ancak emeğine üzülmüyordu adam yanında çalışan insanların işsiz kalacağına üzüldüğü kadar. Her şeyin gönlünce olmasını diledi Hayal Avcısı. Onun için sözleri olmayan bir parça çaldı. Yine bir telefon vardı. Şu mutsuz genç kadın olmalıydı. Her gece arar olmuştu artık. Bunaltmaya başlamıştı. Yine de, şu anda ona bir özür borcu vardı. Ödedi borcunu, diledi özrünü. Önemli olmadığını söyledi genç kadın. Babasına ait eşyalardan bahsetmek istiyordu bu gece. Eski evinde bırakmayı isteyip de, nasıl olduysa bırakamadığı eşyalardan. Sıkıntıyla karışık iç geçirdi Hayal Avcısı, fakat bu defa ağzını açmadı. Genç kadının şu andaki hayali, onları sokağa atmaktı. Bu eşyaların arasında yer alan, üzerinde M.Y. harflerinin kazılı olduğu, ufak, kırmızı bir çakıdan bahsetti ve onun kendisine hatırlattıklarından. ÇAKININ KALBİNE SAPLANDIĞINI SANDI “HAYAL AVCISI”. Bu, kendi çakısıydı. Annesinden kendisine kalan tek hatıraydı. Yanlış hatırlamıyorsa eğer, annesine de büyük babasından kalmıştı. Hayalini paylaştığı için teşekkür etti kadına. O gece dinleyicileriyle fazla konuşmadı. Günler geçti aradan. Program aynıydı. Ufak bir gece lambasının aydınlattığı oda aynıydı. Dinleyiciler aynıydı. Bir tek Hayal Avcısı aynı değildi. Sürekli programını arayan, mutsuz genç kadının kendi kızı olduğunu anladığı o geceden beri kimseyle konuşmak istemiyordu artık. Öylesine birkaç kelime söylüyor, ardından da hemen bir parça koyuyordu. Kızı, o geceden sonra bir daha hiç aramamıştı. Yine de, programı arayan bir çok insan vardı. Kimisi üç katlı bir evde oturmayı hayal ediyordu. Evini satıp gitmek isteyeni vardı. Dünyanın en zengini olmayı hayal ediyorlardı. Dünyayı dolaşmak istiyorlardı; icat yapmak istiyorlardı; film yıldızı olma isteğiyle yanıp tutuşuyorlardı; beste yapmak istiyorlardı; bir adada ömürlerinin sonuna kadar yaşamak istiyorlardı; gerçek aşkı bulmayı istiyorlardı; aşkları sonsuza kadar sürsün istiyorlardı; onu istiyorlardı; bunu istiyorlardı. Ne çok şey istiyorlardı. Eskiden kendisini arayan insanların uçup giden sesleri, odanın içinde birikiyordu artık. Hiç çıkamadığı odasında, iyiden iyiye sıkışır olmuştu Hayal Avcısı. İyi geceler dileyerek başladı programına. Burası “Hayal Avcısı”; bense, hayallerinizin avcısı, dedi bıkkın bir sesle. İlk dinleyicisi genç bir kadındı. Hiçbir şey istemek geçmiyordu aklından genç kadının. Hayalini kurduğum hiç bir şey yok da ne demek? Onca isteğe ve hayallere sahip insanın arasında hiç hayali olmayan bir insanın bulunması şaşırtmıştı Hayal Avcısını. Genç kadın hayal kurmaktan hoşlanmadığını söyledi. Öyleyse neden bu programı aradığını sordu Hayal Avcısı. Nedeni yoktu. Öylesine aramıştı. Bu programı aramak için illa ki bir hayali olması gerekiyorsa bulabilirdi bir tane; tabi eğer Hayal Avcısı da yardım ederse. Hayal kurmasına yardım edemeyeceğini söyledi genç kadına. O sadece dinlemek için oradaydı. Kadın, Hayal Avcısının en büyük hayalinin ne olduğunu sordu durup dururken. Yıllardır hiçbir dinleyicisi sormamıştı. Zaten istemezdi de bu sorunun kendisine sorulmasını. Huzursuz oldu Hayal Avcısı. Buna rağmen, tıpkı kendisi gibi hayalleri olmayan bu genç kadınla konuşmaktan hoşlanmıştı. Kendine benzeyen bir insanla karşılaşmanın verdiği duyguyu yıllardır tatmamıştı. Kadının telefonu kapatacağından korktu birden. Hayali olmadığı için her an ayrılabilirdi yayından. Aklına hayalini kuracak bir şey gelmiyorsa sohbet edebileceklerini söyledi ona. Sohbet etmek istemiyordu genç kadın, bir şey gelmişti aklına ; senin yerine geçip bu programı sunmama ne dersin? Bunu da hayalden sayar mısın? Kadının bu sözleri, on beş yıl önce bu programı devraldığı kadınla aralarında geçen konuşmayı hatırlattı Hayal Avcısına. Bu odadaki hayatımı bilseydin benim yerimde olmayı istemezdin, dedi Hayal Avcısı. Program sırasında kendisinden ilk bahsedişiydi bu. Bir anda ağzından kaçmıştı. Genç kadın, odadaki hayatın nasıl olduğunun umurunda olmadığını söyledi. Emin ol istemezsin; bir odaya kapatılmak sandığından çok daha zor bir şeydir, diye ekledi. Umursamadığını tekrarladı karşısındaki. Bu genç kadın kendisine çok benziyor olmalıydı. Aklına bir fikir düştü, yerleşti. Şimdiye kadar kendisini arayan hiç kimsenin hayalinin gerçekleşeceğine inanmamıştı. Ancak bu defa farklıydı. Bu küçük odadan sadece bir geceliğine bile olsa kurtulmak fikri heyecanlandırdı Hayal Avcısını. Yine de, iyice düşünmesini istedi genç kadından. Hala kararlıysa, onun hayalini gerçekleştirmek çok kolaydı. Tüm dinleyiciler, nefeslerini tutmuş, Hayal Avcısı ile genç kadın arasında geçen konuşmayı dinliyorlardı. Genç kadın, her şeyi göze alabileceğini söyledi. Demişti ya, hiçbir şey umurunda değildi. Bu cevabı duyan Hayal Avcısı bir kahkaha attı. Özgürlük hiç ummadığı kadar yanına yaklaşmıştı. Yine de o, yıllar önce programı devraldığı kadının kendisine yaptığını bu genç kadına yapmayacaktı. Bir süre gerçek hayata ayak basıp geri dönecekti mutlaka. Bir geceliğine bile olsa gerçek hayatı yeniden tatmak muhteşem olmalıydı. Hatta kızına ulaşıp onu bir kez olsun görebilir ve onu mutlu edebilirdi pekala. Neyse, bunlar daha sonra düşünülecek detaylardı. Ne zaman yer değiştirmek istediğini sordu genç kadına. “ Yarın gece ,” cevabı geldi karşıdan. Daha da heyecanlandı Hayal Avcısı. O kadar heyecanlandı ki, yerine geçmek istiyorsa eğer radyosunu bir sonraki programa kadar açık bırakması gerektiğini genç kadına söylemeyi unuttu ne yazık ki. Burada biraz ara verelim isterseniz. Hem öyküdeki kahramanlarımız için bir günün geçmesini beklemiş, hem de biraz soluklanmış oluruz. Bütün gün beklemek zorunda değiliz elbette. Bir, iki dakika bizim için yeterli olur sanırım. Beklerken, ben de öykünün birazdan okuyacağım bölümünden bahsedebilirim biraz. Az önce dinlediklerinizin devamı olmasına rağmen farklı bir ismi var; Avcının Kızı . Böyle kurgulamış Hayalci ve ben de değiştirmek istemedim. Hayal Avcısının kızına ulaşma çabasını anlatıyor. Kulağa pek ilginç gelmiyor değil mi? Ben konuyu duyunca yıkılmıştım açıkçası. Gerçi o bölümü dinlediğim gece çok uykum vardı. Belki ondandır. Şimdi bir önerim olacak. Biraz daha kalıp da anlatacaklarımın ortasında ayrılma ihtimali olanlar burada bırakıp giderlerse kendileri için daha iyi olabilir. Hiç olmazsa akıllarında iyi kötü bir radyo programı hikayesi kalır. Devam edeceklereyse yerleri rahat değilse koltuk değiştirmelerini tavsiye ederim. Fakat çok da yumuşak olmasın yeni yeriniz. Olur da uyuyup giderseniz, dönüp kaçırdığınız yerleri baştan okumam. Yanılıyor muyum, yoksa öyküyü sahiplenmeye ve hatta müdahale etmeye mi başladım? Hayalci duy beni. Belki benimle gurur da duyarsın ardından. Öykü zamanıyla bir gün geçirmişizdir artık. Artık devam edelim mi? Hey! Orada mısın? Uyan hadi. Hey! Ses ver bana! Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışarak başını yastıktan kaldırdı. Yalnızdı odada. Rüya görmüş olabileceğini düşündü. Başını tekrar yastığa bıraktı. Heeey uyan hadi! Radyonun açık olduğunu biliyorum. Uyanmak zorundasın. Kalk lütfen. Gözlerini araladı. Ne olduğunu anlayabilmek için bekledi bir süre. Kalk hadi. Oradasın biliyorum. Kalk hadi. Saatlerdir sana sesleniyorum. Dayanamıyorum artık. Evde yalnız olduğunu sanıyordu fakat, birisi onunla konuşuyordu işte. Hala uykuda olmalıydı. Evet, evet, bu bir rüyaydı. Kalkmazsan, ömür boyu gerçek ile hayal arasında sıkışıp kalacağım! Kalk lütfen Odanın ortasında buldu kendisini. Uykusu tamamen açılmıştı. Kimdi bu kendisine seslenen? Korkak bir insan sayılmazdı. Yine de ürkmüştü. Odasında sahibini göremediği bir ses vardı. Yatağın altına, dolapların içine, görebildiği her yere, her yere baktı. Buraya bak. Radyodayım. Genç kadın yere, yatağın yanına baktı. Gerçekten de ses oradan geliyordu. Arkadan da belli belirsiz bir cızırtı. Gitti ve radyonun sesini açtı. BENİM, BEN. “HAYAL AVCISI”. NEYSE Kİ RADYONU KAPATMAMIŞSIN. Çocukluğundan beri, radyosunu sürekli açık tutardı. Evde olmadığı zamanlarda veya dinlemek istemediğinde sesini kısardı fakat, hiçbir zaman kapatmazdı. Kapalı durmasından hoşlanmazdı. Hep bir ses arardı evinin içinde. Bu gece de kısık sesle çalar halde bırakmıştı. Bu ne büyük bir hataydı! Parmaklarının ucuna basarak radyoya doğru ilerledi. Tam elini atıp kapatacakken o garip ses bağırdı. SAKIN. SAKIN YAPMA BUNU. BU BENİ ÖLDÜRMEKLE AYNI ŞEY! Korkuyla çekti elini. Sesin etrafında dolandı. Bundan kurtulmanın bir yolu olmalıydı, fakat henüz tam ayılamadığından olsa gerek, bulamadı. ORADA MISIN? BENİ DİNLİYORSUN DEĞİL Mİ?HEY!......HEY KIS ŞU RADYONUN SESİNİ BİRAZ; KULAKLARIM PATLADI! Kendini olabildiğince uzak tutmaya çalışarak elini uzattı; sesi kıstı ve çabucak geri çekti elini. Davetsiz ses konuşmaya devam ediyordu durmaksızın. Dün gece benimle konuştuğunu hatırlıyorsun değil mi? Hiç bir şey hatırlamıyordu. O gece ne yaptığını bile bilmiyordu ki dün geceyi hatırlasın. Hadi yapma. Hayal Avcısı Programını düşün. Dün gece bu programı arayıp benimle konuşmuştun. Düşün biraz! Akşamüstünden beri buradayım! Daha fazla dayanmam imkansız! Canı acıyor olmalıydı sesi duyulan adamın. Bir yerlerde sıkışıp kalmış gibi konuşuyordu. Şaka mıydı bu? Öyleyse eğer, çok yanlış bir günde çalmışlardı kapısını, çünkü bütün gün iş yerinde canı çıkmıştı. Bu yüzden de eve gelir gelmez kendisini yatağa atıp uykuya dalmıştı. Yoksa hala uykuda mıydı? Evet, bu bir rüya olmalıydı. Çok sıkıştım burada. Lütfen yardım et. Benim yerimde olsaydın ne demek istediğimi anlardın. Birden anımsadı. Hayal Avcısı adlı radyo programını aramıştı bir gece önce. Evet, bir gece önce kendisinin hiçbir hayali olmamasına rağmen, nedendir bilinmez, aramıştı bu programı. Benim, ben, Hayal Avcısı. Dün gece arayıp benim yerime geçmeyi hayal ettiğini söylemiştin. Unuttun mu yoksa? Hayır, unutmamıştı. Bir gece önce Hayal Avcısının yerine geçmenin güzel bir fikir olacağını düşünmüştü. Ancak, bunun hiç de iyi bir fikir olmadığı açıktı. Şu anda çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Burada, gerçek ile hayalin arasında ezilip kalmamı istemiyorsan beni hemen buradan çıkartmalısın. Çok az vaktimiz kaldı. İyi de bunu nasıl yapacaktı? Daha önce hiç radyodan insan çıkartmamıştı. Ne yapması gerektiğini sordu radyodan gelen sese. Kanalları karıştır. Uygun bir kanal bulunca ben başımın çaresine bakarım. Eğildi ve radyoyu eline aldı. Tedirgindi. Kanalları karıştırmaya başlamadan önce aklına bir şey gelmiş olacak ki, radyoyu tekrar yere bıraktı. Kadından hiç ses gelmediğini gören adam heyecanlandı. Ne oldu şimdi? Neden durdun? Şu anda Hayal Avcısının yerine geçmek istemiyordu. O radyodan gerçek hayata geçtiğinde kendisinin de onun yerine geçmesi mi gerekiyordu? Hayır. Hayır. Yani istemediğin sürece hayır. Çabuk çıkart beni buradan ve korkma sakın. Onu kurtarmak için yerine geçmesi gerekmiyorsa eğer, adama ne olacaktı peki? O zaman, ömür boyu gerçek hayatın içinde bir hayalet gibi yaşayacağım. Boş ver, boş ver şimdi bunları. Ben, radyonun kapalı olmasını bile göze almıştım. Yok olmayı bile göze alabildiğime göre şu anda her şeye razıyım. Yeter ki çıkart beni buradan. Adamın canı çok yanıyor olmalıydı. Radyoyu aldı ve kanalları karıştırmaya başladı. Cızırtı iyiden iyiye arttı; bir ara inceden adamın sesi duyuldu. Ardından, radyonun cızırtısı yükseldi, yükseldi , yükseldi ve birden durdu. Oda sessizdi şimdi. Hiç kimse görünmüyordu ortalıkta. Adama seslendi. Cevap vermedi adam. Ne yapacağını bilemez bir halde etrafına bakındı. Bunun bir rüya olup, olmadığını anlamak için koluna bir çimdik attı. Kolu acıdı. Odan güzelmiş. Sadelikten hoşlanıyorsun sanırım. Bu sesle birlikte yerinden sıçradı. Hala görünürde kimse yoktu, fakat az önce radyodan gelen ses yanı başındaydı. Koşup ışığı yaktı. Kapat şunu. Ben, bu kadar ışığı görmeyeli yıllar oldu; kapat çabuk, diye bağırdı adam. Dediğini yaptı. Hayal Avcısının sesi ışıktan hoşlanmamıştı. Hala bir sesten ibaret olsa da, gözleri kamaşabildiğine göre, bir yerlerde bir vücudu da olmalıydı. Etrafına bakındı. Benim yerime geçmeyi kabul etmezsen eğer, dedi adam, ne olacağını sormuştun. Kabul etmezsen eğer böyle kalırım işte ömrümün sonuna kadar. Bir ses olarak yani. Kimse beni göremez. Bu yüzden, bu geceki program başlamadan önce, bu işi tamamlamalıyız. Hemen kararını vermek zorundasın. Kısa bir süre durdu adam ve sonra devam etti; programın başlamasına sadece yirmi bir dakika kalmış. Bir sesin sürekli bir şeyler anlatarak etrafında dolaşması çok sinir bozucu bir şeydi. Dili tutulsaydı da, şu programı arayıp, onun yerinde olmayı hayal ettiğini söylemeseydi. Ne var ki artık yapacak bir şey kalmamıştı. Sakin bir insan sayılırdı. Başına olmadık bir şey geldiğinde de sakin davranırdı. Oturmasını söyledi Hayal Avcısına. Oturuyorum zaten, dedi adam. Sen beni düşünme. Vereceğin karara yoğunlaş. Radyoyu yere bıraktı ve düşünmeye başladı. Onunla yer değiştirmeyi kabul etmezse, adam ömrünün sonuna kadar bir sesten ibaret olarak yaşayacaktı. İşin bu kısmı tamamdı ancak, onun yerine geçmeyi kabul ederse ne olacaktı? Kendisinin yerine geçmeyi kabul ederse neler olacağını anlattı Hayal Avcısı. Benim geldiğim yoldan programın yapıldığı odaya ulaşmanı sağlayacağız. Tekrar yerlerimizi değiştirinceye kadar o odadan çıkmanın imkansız. Odanın içinde bir gece lambası, bir de koltuk olacak. Tabi bir de programı yapmana yarayan yayın masası olacak. Onu kullanmakta güçlük çekmeyeceğine emin olabilirsin. Nasıl kullanılacağı odanın duvarında asılı olan kağıtta yazılı. Yiyecek, içecek gibi ihtiyaçların konusunda ondan yardım alabilirsin Seni arayan her dinleyiciden sonra mutlaka bir parça çalmalısın. Bu çok önemli. Çalmazsan eğer, yayın masasının beyni karışır, unutma sakın. İnsanlardan çok uzakta bir yerlerde olacaksın. Böyle bir odanın neden varolduğunu, nerede bulunduğunu sorma lütfen, çünkü ben de bilmiyorum. Ne kadar tatsız bir hayattı bu böyle. Benim yerimde olmak istemeyeceğini söylemiştim sana, dedi Hayal Avcısı. İyi de zaten kimsenin yerinde olmayı istemiyordu ki. Hiçbir zaman istememişti. Bu huyu çok küçük yaşlarda edinmişti. Kendisi olmaya çalışıp dururdu ezelden beri. O yüzden de, bir gece önce ağzından çıkan hayali söylerken ciddi değildi. Hayal Avcısının söylediklerini de ciddiye almamış, üzerinde hiç durmamıştı. Sen beni ciddiye almamıştın değil mi? Nasıl da düşünemedim, dedi adam. Sesinde hayal kırıklığı vardı. Bana çok benzediğini anlamama rağmen, konuştuklarımızı ciddiye almayacağını düşünemedim. Birden çok utandı. Annesi de bu yüzden kızardı ona. Hayatta hiç bir şeyi ciddiye almadığını; bu gidişle babasına benzeyeceğini söylerdi sık sık. Ayrı eve çıktığı günden beri annesinin sözlerini de ciddiye almıyordu artık. Başkalarının hayal kırıklıklarını umursayan bir insan olduğu söylenemezdi. Yine de, ciddiyetsizliği yüzünden koskoca bir adam bir sese dönüştüğüne göre, adamın anlatacaklarını ciddiye alması gerektiğine inandı. O odada ne kadar kalması gerektiğini sordu Hayal Avcısına. Mümkünse süreyi kendisi belirlemek istiyordu da. Genç kadın süreyi kendisi belirlemek istediğine göre, yer değiştirmeyi kabul etmiş olmalıydı. Az sonra muhtemelen, vücuduna kavuşacaktı Hayal Avcısı. Derken, ne olduysa oldu, kadın kararından caydı. Hemen geldiği yere dönmesini söyledi adama. Bu kadarı yeterliydi. Kabul etmiyordu hiç bir şeyi. Hiç kimse, sırf bir ses bunu istiyor diye karanlık odaya hapsettirmezdi kendini. Ya da çok istiyorsa bunu yapmasını, kendisine gerçekten önemli bir neden göstermeliydi. Kadın bu sefer ciddiydi. “Hayal Avcısı”nın sesi soluğu kesildi, çünkü şu anda programa geri dönebilmesi için bile öncelikle yerine bir başkasının geçmesi gerekliydi. Bunu on beş yıl önce “Hayal Avcısı” programının sunuculuğunu kendisine devreden kadın söylemişti. Sahi, o kadın nerelerdeydi ki şimdi? O bunları düşünürken, kadın yerinden kalktı ve az önce kapattığı ışığı açtı. Adamın ışıktan rahatsız olup olmaması umurunda değildi artık. Hayal Avcısı, kendi kendine homurdandı. Demek küçük hanımı yerine geçmeye ikna etmesi için önemli bir neden bulmak zorundaydı. Program odasındaki hayatından bunaldığı bir sırada bu ciddiyetsiz küçük hanım durup dururken karşısına çıkmış ve onun yerine geçmeyi hayal ettiğini söylemişti. Madem bu yer değiştirme işini yokuşa sürüp, onu yarı yolda bırakacaktı neden böyle bir şey söylemiş ve onu heveslendirmişti ki? Bak şimdi çok sinirlenmişti. Zaten, programın sunucusu olarak o odaya girdiği günden önce de bir türlü anlamayı başaramamıştı insanları. Babası, o henüz küçük bir çocukken hep onun yanında olacağını söyler dururdu. Buna rağmen sevgili babası, evleneceği kadını beğenmediği için kendisiyle de, karısıyla da bir daha konuşmama kararı almıştı. Onu evliliğe ikna etmek için yapmadığını bırakmayan karısı, evliliklerinin daha ilk yılında boşanmak istediğinden bahseder olmuştu. Onun henüz çocuk sahibi olmayı istemediğini bildiği halde, kızlarını dünyaya getiren yine aynı kadındı. Kızına iyi bir baba olamadığından yakınıp duran karısı, boşandıkları günden sonra da kızını görmesini engellemek için her şeyi yapmıştı. Son cümlesinde gerçekleri biraz çarpıtmış olabilirdi tabi, ama şu anda hiç sırası değildi bu konunun. Şimdi bu ciddiyetsiz küçük hanımı anlaması gerekiyordu gereksizce. Hem onun üzerinde hiç söz sahibi olmadığına göre, diğerlerinin karşısında olduğundan daha da güçsüzdü şimdi. Olsa olsa bağırabilirdi ona, o kadar. YILLARDIR GÖRMEDİĞİM KIZIMI BULUP, YAPTIĞIM HATAYI TELAFİ ETMEYE ÇALIŞACAĞIM. OLDU MU ŞİMDİ? Boşandıklarında karısının kızını ondan köşe bucak sakladığı doğruydu, ancak o da bu oyunu kabullenmiş ve kızını görmek için hiç uğraşmamıştı. Karısı da kendisi de bir daha bozmamışlardı bu oyunu. Karısının neden böyle davrandığını bilmiyordu, ama kendisinin mantıklı bir sebebi vardı. Kendisi istememişti ki baba olmayı. Şimdi önünde bir fırsat vardı ve birisi onun yerine geçmeyi kabul ederse, gidip kızını bulacaktı. Kadının yüzü ciddileşmiş; düşüncelere dalmıştı. Yerini almayı bir tek şartla kabul edeceğini söyledi Hayal Avcısına; özgür kaldığında vaktini yalnızca kızını bulmak için harcayacaktı. Bir hafta süresi vardı. Bir haftanın sonunda, aynı saatte tekrar yer değiştireceklerdi. Hepsi bu kadardı. Hayal Avcısı rahat bir nefes aldı. Bir geceye bile razıyken bir hafta süre tanımıştı ona kadın ve az sonra vücuduna kavuşacaktı. Kabul ediyorum. Hepsini kabul ediyorum, diye atıldı. Vakit kaybetmeyelim. Sen radyonun yanında duracaksın. Yanındasın zaten. Öyleyse ben hemen uygun bir kanal aramaya başlayayım. Unutma, sana işaret verdiğimde gözlerini kapatacaksın. Çok heyecanlanmıştı Hayal Avcısı. Kadının her an vazgeçebileceğini düşünerek, radyoyu eline aldı ve hemen kanallarını karıştırmaya başladı. Kadın, radyonun durduğu yerden bir anda havalandığını görünce durması için bağırdı ona. Vazgeçmiş değildi ancak, bir kaç şeyi daha açıklığa kavuşturmaları lazımdı. Mesela adamın iki yaşından beri görmediği kızına nasıl ulaşmayı planladığını. Adam kadının sorusunu cevapladı. Yıllardır görmedim onu haklısın, ancak nasıl ulaşacağımı biliyorum. Kızım programı uzun süredir arayan dinleyicilerimden biri. Radyoyu arayan dinleyicilerin telefon numaralarının program bitinceye kadar yayın masasının üzerinde yanıp söndüğünü sen de göreceksin. Odadayken sen kimseyi arayamazsın. Ancak başkaları seni arayabilir. Ben de arayacağım seni. Unutmadan söyleyeyim; biliyorsun ki program saat on ikiyi bir geçe başlıyor ve gün doğmadan önce de bitiyor. Programın başlayışı da, bitişi de sana bağlı değil. Sen gece yarısını bir geçtiğini veya günün doğmak üzere olduğunu fark etmesen bile yayın masası başlatacak ve kapatacaktır. Başka soru? Başka soruları da vardı kadının. Adam, neden o programın sunuculuğunu yapıyordu? Bilerek ve isteyerek mi kabul etmişti o odaya kapanmayı? Yoksa kendisi gibi mecbur mu kalmıştı? Devraldığı insan nasıl bir insandı? Hayal Avcısının bu sorulara cevabı, az önceki soruya verdiği cevap kadar uzun olmadı. Programı kendisinden önceki sunucudan bilerek ve isteyerek devraldığını söyledi adam, çünkü o programın sunucusu olmayı istemişti canı. Programı devraldığı kadının yüzünü hiç görmemişti. Tıpkı şu anda kadının onunkini görmediği gibi. Adamın cevabı bu kadardı. Oysa adamın aklındaki cevap çok başkaydı. Küçüklüğünden beri hayal kurmaktan korkardı adam. Annesi onu ve babasını bırakıp gittiği zaman henüz üç yaşındaydı. Annesinin resminden onun nasıl birisi olduğunu hayal etmeye çalışırdı çocukken. Onun geri dönmesiydi o zamanlar en büyük hayali. Bunun gerçekleşmediğini görmek canını çok yakmıştı. O zaman da bırakmıştı hayal kurmayı. Dünyadaki en büyük hayalinin ne olduğunu kimsenin bilmesini istememişti. İstemişti bazen aslında, fakat soranlara ne diyeceğini bilememişti. Beni terk eden, hiç tanımadığım bir insanın bana geri dönmesini hayal ediyorum mu diyecekti? Bu cümle kendi kulağına bile anlamlı gelmiyordu ki. Bu cümlenin anlamsızlığından kaçmakla geçirmişti yıllarını. Sonra o programa rastlamıştı. Sunucusu kadın. Ne mutlu ne de mutsuz. Kimse ona hayalini sormuyordu. Soru soran yalnızca ve yalnızca oydu. Güvende olduğunu hissetmişti kadının. Aynı güveni kendisi de hissetmek istemişti. Kadının sorularının cevabı aslında işte bu kadardı. Kadının, başka sorusu yoktu ancak, Hayal Avcısının aklında bir soru vardı. Kızını bulup onun babası olduğunu söylediği zaman kızı ona yolundan çekilmesini söylerse eğer ne yapacaktı? Alacağı cevaptan korktu ve aklından geçen soruyu sormadı. Hem artık yer değiştirmeleri lazımdı. Hadi kapat gözlerini , dedi kadına, başlayalım artık. Sana söz veriyorum bir hafta sonra tekrar eski yerlerimizde olacağız. Kadının insanlara güvenen birisi olduğu söylenemezdi. Adamın verdiği sözü tutup tutmayacağını bilemezdi? Yine de kararından dönmedi. Çünkü babasını hiç tanımamış bir insanın bir kez olsun onu görmeden hayatını tamamlamasına sebep olmayı hiç istemezdi. KANALI BULDUM SANIRIM, diye bağırdı adam, HEMEN KAPAT GÖZLERİNİ. Radyodan cızırtılar duyulmaya başladı. Kadın, gözlerini kapattı. Gözlerini açtığında programın yapıldığı odadaydı. Daha odaya ulaştığının ilk dakikasında inanılmaz şekilde bunalmıştı. Adam odanın camı olmadığını söylememişti ona. Gündüzleri düşünmekten başka yapabileceği hiçbir şey yoktu ki burada. Neyse ki şu anda gece yarısı olmak üzereydi. Programın başlamasına birkaç dakika kalmıştı. İyi geceler diliyorum hepinize. Burası “Hayal Avcısı”, bense yeni “Hayal Avcınız”. Genç kadın yayındaydı. Dinleyiciler umursamamışlardı “Hayal Avcısı”nın değişmesini. Onlar için programın devam ediyor olması yeterliydi. Üç gece çabucak geldi geçti. Gündüzleri ise düşün düşün bitmedi. Program tıpkı eskiden olduğu gibi devam ediyordu. Sadece müzik seçerken zorlanıyordu biraz; hepsi bu kadardı. Hayır, hepsi bu kadar değildi. Bir de unutkanlık yapmıştı ikinci gecesinde. Programın müzik çalınan bölümünü ciddiye almadığından mı, yoksa aklı adamın neden telefon etmediğine takıldığından mı bilinmez, ikinci gecesinde müzik çalmadan son dinleyiciye geçmeye kalkmıştı. Neyse ki müzik çalması gerektiğini dinleyicisi ona hatırlatmıştı da hemen seçmişti parçayı. O kadarını da mazur görmek lazımdı. Hepinize iyi geceler diliyorum. Burası “Hayal Avcısı”, bense yeni “Hayal Avcınız”. Adamın, bu gece aramasını umuyordu. Henüz aramamış olmasında endişelenecek bir şey yoktu aslında. Hangi gece arayacağını söylememişti ki. Sadece, arayacağım demişti. Bir dinleyici telefondaydı. Genç bir kadın olduğu anlaşılıyordu, neredeyse kendi yaşına yakın. Telefondaki ses, önceden de programı sık sık aradığını ve Hayal Avcısının değişmiş olmasına çok üzüldüğünü söyledi. Bu ne kadar kaba bir davranıştı. Merak etmeyin, dedi yeni Hayal Avcısı, birkaç gün sonra dönecek. Öyle umuyorum yani. Bu geçici bir ayrılık. Programı arayan genç kadın kendisini yanlış anlamamasını söyledi yeni Hayal Avcısına. Bu özel bir durumdu, çünkü eski Hayal Avcısı ile aralarındaki sohbetler pek tatlı geçmese de ona karşı hep bir yakınlık duyardı. Onunla konuştuğu günlerde şu andaki gibi mutlu değildi. Hep mutsuz sesini duymuş olan adamın şimdi mutlu olduğunu da bilmesini istemişti. Bu yüzden Hayal Avcısının değişmiş olduğuna çok üzüldüğünü söylemişti. Yoksa kabalık etmek değildi niyeti. Kabalık etmediniz, dedi yeni Hayal Avcısı , ben biraz gerginim sanırım. Telefondaki kadının amacı en büyük hayalini anlatmak değildi. Mutlu olduğunu söyleyip gidecekti. Bu kadar neşeli olmasının nedeni, küçükken kendisini terk etmiş olan babasını sonunda aklından da hayatından da tamamen silmiş olmasıydı. Onun kendisini terk etmiş olmasının verdiği duyguyla boğuşmak, hayatını o kadar engellemişti ki, bu sabaha kadar babasının onu terk ettiği yaştan bir yaş bile almamış gibiydi. Oysa bu sabah babasına ait tüm eşyaları sokağa atmış ve babasını hayatından tamamen çıkartmayı başarmıştı. Ondan mutlusu yoktu şimdi. Bu son arayışıydı programı. Kendisinin selamını eski Hayal Avcısına iletebilirse memnun olacaktı. Telefon kapandı. Bir başka dinleyici telefondaydı şimdi. Programa bağlanan yeni dinleyicisinin sözleri yeni Hayal Avcısının avazı çıktığınca bağırmasına yol açtı. NE DEMEK BENİM KIZIM OYDU İŞTE? SEN NERELERDESİN KAÇ GECEDİR? BURADA İNSANLARLA SOHBET ETMEKTEN DE, SENİ BEKLEMEKTEN DE ÇOK SIKILDIM. Birden durakladı. Kendisini arayan kişinin söylediği şeyi ancak kavramıştı. Kızın, gerçekten de az önce konuştuğum genç kadın mıydı?
Telefondaki eski Hayal Avcısıydı. Her gece programı dinliyor ve kızının programı araması için dua ediyordu. Sonunda aramıştı işte kızı. Günlerdir kızını arıyor, fakat bir türlü ulaşamıyordu. Yanına aldığı telefon numarası maalesef bir başkasınındı. Telaşla yanlış yazmış olmalıydı. Eski Hayal Avcısının isteği, hemen yayın masasına bakıp, az önce arayan genç kadının telefon numarasını bulmasıydı. Numarayı bulup verdi yeni Hayal Avcısı ve eklemeden duramadı, hemen ara. Sonra da beni ara. VERDİĞİN SÖZÜ UNUTMA SAKIN!
Yine telefon vardı. Arayan, az önceki genç kadındı. Sesinde mutluluktan eser kalmamıştı. Eski Hayal Avcısı ile yeni Hayal Avcısı arasındaki konuşmayı duymuş; heyecanlanması gerekirken, babası olduğunu düşünen bu adama delicesine kızmıştı. Şimdi sırası mıydı? Bunca sene gelip kendisini bulmasını beklerken ortaya çıkmamıştı madem, onu tamamen hayatından çıkardığı bu geceyi mi aramalıydı? Başlamayı planladığı yeni hayatına ne olacaktı? Bunun çocukça bir tepki olduğunu biliyordu elbette. Kızmak yerine sevinmesi gerekirdi belki de, fakat bulduğuna göre babasını, ona karşı tüm kızgınlığını kusmasının tam zamanıydı. Biraz kızgınlık kustu ve telefonu kapattı. Kısa bir süre kimse aramadı programı. Derken bir telefon trafiği başladı. İlk telefon adamdandı. Kızının bu kadar sinirli olması onun tüm cesaretini kırmış olsa gerek, onunla buluşmak istediğini söylemek için az önce aldığı numarayı değil programı kullanıyordu. Yine telefon vardı. Arayan genç kadındı. Onunla buluşmayı gerçekten isteyen bir baba doğrudan konuşma cesaretini gösteremiyorsa eğer hiç ortaya çıkmamalıydı. Telefon adamdandı. Sanki bugüne kadar kızı da onunla hep program aracılığıyla konuşmamış mıydı?
Yine telefon vardı. Arayan genç kadındı. Kendisinin de adamla bir zamanlar program aracılığıyla konuştuğu doğruydu, ancak o zamanlar onun babası olduğunu bilmediğini unutmamalıydı. Hem onun kızı olduğu nereden belliydi ki? Önce bunu anlatmalıydı. Buna hemen bir cevap verse çok iyi olacaktı. Çok sıkılmıştı yeni Hayal Avcısı. Bu gidişle, telefondaki kadın adamın onu görmesine izin vermeyecek, kendisi de sonsuza kadar bu odada kalacaktı. Buluşsalar ne vardı sanki? Kendisinin başına böyle bir şey gelse hiç bu kadar uzatmazdı. Kendisi de annesiyle boşandıkları günden beri hiç görmemişti babasını.
Telefondaki atışma uzadı gitti. Oda ısınmaya mı başlamıştı, yoksa yeni Hayal Avcısı gereğinden fazla mı bunalmıştı? Nefes alamıyordu sanki. Dayanamadı, bağırdı; BUNA BİR SON VERİİİİİN! KESİN ARTIK! Buldunuz işte birbirinizi. Bu gece buluşun, konuşun, ayrılın ve hayatlarınıza geri dönün. Ben de buradan çıkayım artık. Tahammülsüz bir insan olduğu söylenemezdi, fakat baba ile kızın arasındaki tartışma sabrını fazlasıyla zorlamıştı. Ne sanıyorlardı sanki? Bu kadar birikmiş kızgınlık, kırgınlık ve özlemden sonra birbirlerini anlayabileceklerini mi? Ölünceye kadar anlamayacaklardı. Bu kaçınılmazdı.
İlk telefon adamdandı. Küçük hanım biraz sabırlı olursa eğer, telefondaki genç kadının kendi kızı olduğunu nasıl anladığını anlatacaktı. Tek bir eşyayla anlamıştı; “üzerinde M.Y. harfleri kazılı olan, ufak, kırmızı çakı”. Genç kadın programı aradığı bir gece bu eşyanın kendisine babasından kaldığını söylemişti ve Bu çakı, kendi çakısıydı. İşte hepsi bu kadardı. Adam telefonu kapattı. Üzerinde M.Y. harfleri kazılı olan ufak kırmızı çakı. Üzerinde M.Y. harfleri kazılı olan ufak kırmızı çakı. Bu sözler, yeni Hayal Avcısının beyninde çınladı. Çakının kalbine saplandığını hissetti. Bu kendi babasının çakısıydı.
Senin kızın benim “Hayal Avcısı”.
Her şey sustu birden. Bir süre çıt çıkmadı. Yeni Hayal Avcısının başı dönmeye başlamıştı. Henüz küçük bir çocukken annesinden boşanan ve bir daha da kendisini arayıp sormayan babasına aitti o çakı. Yanlış bilmiyorsa eğer, babasına da babaannesinden kalmıştı. Kapılarının önünden geçen bir hurdacıya vermişti onu, babasının geri döneceğinden umudunu kestiği gün. Bu sözleri duyan adamdan bir süre hiç ses çıkmadı. Şaşkınlıktan konuşamamıştı. Şimdi iki genç kadın da kızı olmaya adaydı.
Senin kızın benim, diye tekrarladı yeni Hayal Avcısı. Sor bakalım kızın olduğunu sandığın o genç kadına nereden bulmuş çakıyı. Ben sokağa attıktan sonra onu bulan bir hurdacıdan mı? Hem arkasına kazılı resmin ne olduğunu da sor istersen. Sor hadi, bilecek mi bakalım çakının arkasında kazılı olanı. Dur ben söyleyeyim sana, kalp resmi kazılydı?
Diğer genç kadın telefondaydı. Sesi ağlamaklıydı. Ne sanıyordu kendisini yeni Hayal Avcısı? Bu adam elbette ki kendi babasıydı ve çakının üzerinde sadece M.Y. harfleri kazılıydı. Kalp yoktu çakının arka yüzünde; buna emindi, ancak babasına ait bütün eşyaları bu sabah sokağa attığı için bunu şu anda ispatlayamazdı. Yine de hiç heveslenmemeliydi yeni Hayal Avcısı; adam onun babasıydı. Babadan çıt çıkmadı. Çakısının ön yüzünde M.Y. harflerinin kazılı olduğunu biliyordu, ancak arka yüzünde bir şey kazılı mıydı bunu hatırlayamamıştı.
Eğer kalp varsa çakının arka yüzünde, kızını bulmayı isterken onu kendi elleriyle kavuşulmaz yapmış olacaktı, çünkü yeni Hayal Avcısı ile yerini değiştirmek zorundaydı. Onların yerine programın sunuculuğunu yapmayı isteyecek başka birisi çıkmazsa elbette. Çakısının üzerinde kalp yoksa eğer, o zaman her şey daha kolaylaşacaktı. Bunu iddia eden genç kadının evine uğramak elbette ki daha kolaydı. Aslına bakarsanız, kızını görmeyi isteyip istemediğinden emin bile değildi artık. Onca yıl görmeden yaşayabildiği halde, neden sanki şimdi bulmaya kalkmıştı? Bir tane bulmaya niyetlenirken iki tane nereden çıkmıştı? Birisi ne olur ama ne olur onu tüm bu olanlardan kurtarsaydı.
Adam ve iki genç kadın kendi içlerinde halletmeye çalışırlarken olayı, hiç beklenmedik birisi programı aradı. Telefondaki ses, çakının eski sahibi olan yaşlı bir kadınındı. Çakı ona kendi babasından kalmıştı. Çakının ön yüzünde kazılı olan M.Y. harfleri, bu yaşlı kadının babasının ad ve soyadının kısa yazılışıydı. Yeni Hayal Avcısı haklıydı. Çakının arka yüzünde, bir kalp resmi vardı. Adamın kızı işte bu genç kadındı. Dakikalardır kalp var mıydı yok muydu diye dönüp duracaklarına iki kadın da annelerinin adını söyleseydi de, onu bunca sene sonra programı aramak zorunda bırakmasalardı olmaz mıydı? Çatlayacaktı az kaldı. Bu arada, kendisinin kim olduğunu söylemesine gerek var mıydı?
Yaşlı kadın en eski Hayal Avcısıydı. Adam, programın sunuculuğunu ondan devralmıştı. Onun kendi annesi olduğunuysa şu anda öğreniyordu. Pes doğrusu! Küçücük bir çocukken kendisini terk ederek tüm hayallerini çaldığı yetmezmiş gibi, programı ona bırakırken söylediği sözü de tutmamış; geri dönmeyerek, sadece bir gece lambasıyla aydınlanan odada ona yıllardır hapis hayatı yaşatmıştı. Madem arada bir de olsa programı dinliyordu hala, devrettiği bu hapis hayatını yaşarken oğlunun ne kadar zorlandığını fark etmiş olmalıydı. Bu olanlara bir son vermek gerekiyorsa eğer bu görev yaşlı kadınındı. Bunları söylemek için yaşlı kadının telefonu kapatmasını bekliyordu adam, fakat yaşlı kadın telefonu kapatmadı.
Sakin yaradılışlı bir insan sayılırdı yeni Hayal Avcısı ama telefondaki bu yaşlı kadın, kanının beynine sıçramasına yol açmıştı. Birden ayağa fırladı. KİMİN KİMİ TERK ETTİĞİ UMURUMDA BİLE DEĞİL! ÇIKARTIN BENİ BURADAN. BİRİNİZ HEMEN YERİMİ ALIN. HEMEN! Yaşlı kadının onun yerini almaya hiç mi hiç niyeti yoktu. Programın yapıldığı yerin dışarıya açılan bir kapısı olsaydı, hiç düşünmeden kabul edebilirdi sunuculuğu tekrar devralmayı. Yaşlı dinleyiciler bilirlerdi; bu programı sunmaya bayılırdı. Ancak bu şartlar altında o odaya yeniden kapanmayı kabul etmesi söz konusu olamazdı. Dışarıdaki yaşamın tadını almıştı bir kez. Artık hayalleri vardı. Yaşadığı sürece de olacaktı. Oğlunun da, oğlunun kızının da hayallerinin olmaması kendisi için bir utançtı. Yaşlı kadın telefonu kapattı. Yeni Hayal Avcısı yere yığılacağını sandı. Kendisini güçlükle koltuğa attı.
Bir süre kimse aramadı. Çakının arka yüzünde hiçbir şey olmadığını iddia eden genç kadın da aramayı bırakmıştı. O, kalbini bunca parçalayan çakıyı aklından çıkartmanın yollarını arıyordu şimdi. Onu kimden aldığını bulacak ve kendi babasının yanı sıra o insanı da hayatından çıkartacaktı. Evet, aklını temizlemesinin yolu buydu sanırım. Yoksa hayalini kurduğu yeni hayatına başlaması imkansız olacaktı. Derken, tekrar telefonlar gelmeye başladı.
İlk telefon adamdandı. Bu yaşlı kadının kendinden başka hiçbir şeyi ciddiye almaması büyük bir utançtı. Kızına verdiği sözde durmaya niyetliydi adam. Az sonra onu oradan çıkartacaktı. Ne var ki, bunu yapmadan önce annesiyle paylaşacağı bir kozu vardı. Bir süre kozunu paylaştı ve telefonu kapattı. Babasıyla, babaannesi arasındaki tartışma daraltmıştı yeni Hayal Avcısını. Oturduğu yerden kalktı, derin bir nefes aldı, vücudunu esnetti ve ufak bir gece lambasının aydınlattığı odanın içinde dolaştı.
Bu defa arayan yaşlı kadındı. Yanlış mı duyuyordu, yoksa oğlu kendisini suçluyor muydu? Oğlu da kendi kızına aynı şeyi yapmamış mıydı? Ortada bir suç varsa eğer, oğlu da bu suça ortaktı. Yaşlı kadın telefonu kapattı. Genç kadının nefesi daralmıştı. Ne sanıyorlardı sanki? Bu kadar birikmiş kızgınlık, kırgınlık ve özlemden sonra birbirlerini anlayabileceklerini mi? Ölünceye kadar anlamayacaklardı. Kan beynine sıçradı. Oturduğu yerden ayağa fırladı. Sıcak başına vurmuş olmalıydı. Odanın duvarlarına çaresizce baktı. Buradan kendi başına kurtulmanın bir yolu var mıydı? Bir çalıyor, bir susuyordu telefonlar. Önünde duran yayın masasının da tepesi atmış olmalıydı. Üzerindeki ışıklı göstergeler bir yanıp bir sönüyordu. İçerisi dayanılmaz sıcaktı.
Karar verdi genç kadın; bu odadan kendi başına kurtulacaktı. Ne babasına, ne de bir başkasına ihtiyacı vardı. Zaten, kendisini bildi bileli en çok başkalarına ihtiyaç duymaktan korkardı. Sinirle duvarlara vurmaya başladı. Her zamanki gibi işini yine kendisi yapacaktı. Var gücüyle vurdu duvarlara. Vurdu, vurdu, vurdu. Derken vurduğu yerlerin sıvaları dökülmeye başladı. Çatlaklar oluşuyordu duvarda. Telefon çalıyordu. Telefonun çalışı, her zamankinden farklıydı. İki çalıyor, bir susuyordu şimdi. Galiba bu duvarı yıkmak bile telefondaki babası veya babaannesinin söylediklerine dayanmaktan daha kolaydı. Vır vır vır konuşsundu daha onlar. Onlara kimin ihtiyacı vardı sanki. Baksınlar bakalım şimdi o neler yapacaktı. Geri çekildi ve tüm gücüyle duvara bir yumruk attı. Gözlerine inanamıyordu; etrafındaki dört duvar büyük bir gürültüyle yere yıkılmış; gün ışığı üzerine vurmuştu. Genç kadın, yıkık duvarların ardından önündeki sokağa baktı. Sokağın tam ortasındaydı. Yumruğu hala havadaydı. Bir sokaktan geçenlere, bir havadaki eline baktı.
Ne sinirdi ama! Kendisini bile şaşırtmıştı. Bunca siniri yıllardır hiç fark etmeden biriktirmiş olmalıydı. Yanından geçen genç bir adam onun havadaki yumruğuna baktı. Genç adamdan başka kendisine dikkat eden olmamıştı. İlerledi genç adam; son bir kez dönüp tekrar baktı. Havadaki yumruğunu açtı yeni “Hayal Avcısı”. Elini saçına götürdü ve az önce dökülmüş olan sıvaları silkeledi. Üstüne başına çeki düzen verdi. Üzerine garip bir güven gelmişti. İsterse neler yapıyordu insan. Yıkık duvarları, çalmakta olan telefonu ve ışıkları yanıp yanıp sönen yayın masasını gerisinde bırakıp yürümeye başladı. Omuzları dikti. Yaylana yaylana yürüyordu. Sokak epey uzundu. Daha yürüyecek çok yolu vardı.
Dinleyicilerin o andaki tek hayali, Hayal Avcısı programının bitmemesi; daha yılarca devam etmesiydi. Programın müzik çalınan bölümünü ciddiye almadıklarından mı, yoksa akılları Hayal Avcısı programını bundan sonra kimin sunacağına takıldığından mı bilinmez, dinleyicilerden bazıları genç kadının o gece müzik çalmayı unuttuğuna dikkat etmemişlerdi. Buna dikkat eden dinleyiciler ise, müzik çalınmadığı için beyni karışan yayın masasının gün doğmak üzereyken programı bitirmeyi akıl edemeyeceğini tahmin etmişlerdi. Yıkılan duvarların başka bir yerlerde kendilerini yeniden örmeye başladığını ise hiç kimse tahmin edemezdi. -------------------
Burada bırakalım. Fazla konuşmayacağım. Ödenecek bir faturam ve kuru temizleye götürülecek bir ceketim var. Sizinse kim bilir neleriniz var. Son bir söz; sizi bilmiyorum ama hani şu “başka yerlerde yeniden kendini örmeye başlayan duvarlar” ifadesi beni cidden huzursuz etti. Zaten Hayalci ile aramızdaki kilitli kapı nedeniyle psikolojim biraz hassas bugünlerde, bir de gün be gün yükselen duvarlar fikriyle başa çıkabileceğimi sanmıyorum. En iyisi kuru temizlemeciden sonra gidip, gerçek dünyaya ait başka işler de yapayım. Mesela balkon yıkayayım. Öykünün devamı ile birlikte yeniden görüşmek dileğiyle. Şimdilik hoşçakalın.
|
|||||||||||