İhtiyar ve Suskunluğu Ömer İZGEÇ |
|||||||||||
|
Ben şöyle dediğimde, kimi zaman böyledir. Aslında şu: Ben elli bilmem kaç yaşında, yaşlı, yorgun adam... Bana ne düşünüyorsunuz diye sorduğunuzda o gün... Hiç. Zihnimi dinlendiriyorum. Hiç dediğimde şunları düşünüyordum: İhtiyar ressamın hikâyesi, aklımdaydı zaten ne zamandır. İşte: Ressam ihtiyarın biri. Aslında yazar olmak istemiş. Kör. Nasıl olur ki? Olmadı. Yıllarca düşünmüş, uydurmuş, kurgulamış. Bir tane kızı var. Büyük. Evde kalmış , etek uçları yerlerde sürünüyor. Gözlüklü, ince, özlemli hep. Yorgun. Hep onun yüzünden oldu tüm bunlar. Babası aksi. Kız alışmış, sevgi dolu, bıkkın ve özlemli. Evet, hep özlemli. Arkadaşlarıyla beraber dolaşmayı, arkadaşlarının olmasını, çok dolaşmayı, dünyayı ama önce şehrini, eğlence merkezlerini ve parklarını dolaşmayı özlüyor. İstiyor. Hep burada. Sıkılmayı bile unuttu. Bekle, bekle, bekle... Babasıyla. Kör. Aksi. Ressam. Muhtaç. Sinirli. Bir de anne vardı, o öldü. Çok oldu. Bu önemli değil. Kız ve babası. Şöyle oldu: Yazar olmak isteyen baba (soğuk bir sonbahar günüydü) yatağında oturmuş, kış güneşinin -en fecisi bu- üzerine vurduğu yaşlı ellerini, ellerinin üzerlerindeki kara benekleri, kahverengi battaniyesinin bu sevimsiz ışıkta canlanan, gizil bir esintide uçuşan tüylerini izliyor, düşünüyordu. İhtiyar yeni tıraş olmuştu. Beyaz sakallar ve onların arasında bir yara gibi duran sevimsiz ağız falan yok. Her şey temiz. Kolonyasını da sürdü. Mis gibi. Kızı çağırdı ve dedi: “Şimdi,” dedi, “ben söyleyeceğim, sen yazacaksın. Ben yazar olacağım. Ben,” dedi, “körüm, şimdi birlikte benim düşlerimi...” Kız gülümsedi, “yaz.” Her şey böyle başladı. Sonrası hep aynı. İhtiyar söyledi, kız yazdı. Sayfalar, sayfalar, sayfalar... Ne çok tekrar. İhtiyar düşündü taşındı; kafasında kurdu, söyledi. Olmadı baştan, sil bunu, bu olmadı, bu önemli. Şimdi oku. İhtiyar sinirlendi. Yazdıklarını kızına yeniden okuttu. Böyle değildi. Benim yazdıklarım değil bunlar. Kız çaresizdi ve kız sakindi. “Bunlar, bunlar hep sizin söyledikleriniz. Siz söylediniz, ben yazdım.” Sus! Baba sinirlendi hep. Zaten anne de ölmüştü. Baba yalnız ve sinirli. Çok. Sus, sus, sus! Ver onları bana! Bunlar benim değil. Hep değişmiş, her seferinde başka. Benim olamaz bunlar. Değiştirmişsin. Ben ne güzel söylemiştim. Bunlar değil. Aldatma beni, benim söylediklerim bunlar değil, yok artık, yazma. Defol! Yalancı. Hep farklı bunlar, her seferinde. Kız çaresizdi ve kız sakindi, şimdi daha bir suskun ve yalnız ve üzüntülü. O bir şey yapmadı. Anne ölmüştü, baba da her geçen gün... Her geçen gün deliriyordu. Böyle oldu. Sonra baba kendi kendine dedi ki (yine kış güneşi, eprimiş eller, benekler, battaniye ve o uğursuz esinti): “Ben körüm. Ama, ben ressam olabilirim. Ben körüm, tek başıma şimdi ressam olacağım.” Kâğıtlar ve boyalar... İhtiyar, her gün saatler boyunca boyaları ve kalemleriyle, düşleri, öfkesi, sevgileri ve özlemleriyle, kendi olamama korkusuyla, o resmini bitirip de oturduğu yerde uyuyakaldığı zaman kızının gizlice sokulup tüm çizdiklerini haince değiştireceği korkusuyla, çizdiklerinin onun olmaktan çıkacağı, düşlerinin bulanacağı korkusuyla çizdi, boyadı. Uyandı, yeniden çizdi. Bu sefer, tuvaldeki yatay çizgiler onun değilmiş gibi, hain kızına inatla, sırf kendisi olabilmek için dikey çizgilerle, kendisi olabilmek için hep boyamaya devam etti. Hepsi benim bunların, yalnızca ben, sakın aksini düşünmeyin, hep ben çizdim. Kız babasını izledi. Her zamanki gibi, hiçbir şey anlamadı. Yalnızca izledi, sustu. Şehri, diğerlerini, parkları ve eğlence merkezleriyle sahilde akşam gezmesine çıkanları düşündü... Siz, benim suskunluğumu bölüp de ne düşündüğümü sorduğunuzda ben şu sonu kurguluyordum: Aksi, öfkeli ama temiz olan ve artık bir ressam olan ihtiyar hep çizdi, hep boyadı. Öldüğünden yıllar sonraydı, ünlü oldu. Kendi olamama korkusuyla ve endişesiyle üzerlerinden onlarca kere geçtiği, her bakıldığında farklı duygulara gebe; her bakanın içinden kendine has ayrıksı düşler, öfkeler, sevdalar çıkardığı resimlerinin ünü her geçen gün tüm dünyaya yayıldı. Hiçbir resim bunlar gibi çoğul ve karmaşık değildi. Son böyleydi. Bitti. Ben şimdi yeniden düşünüyorum. Daha sonra yenisi. Şimdi sessizlik, ben düşünüyorum. Sonra, yeniden.
|
||||||||||