Zihin Çöplüğünde Bir Ağustos Akşamı Yürüyüşü

Vural BALIKÇI

 
   
 


 

Gece bir suları, bir çöplük. Her tarafta çöp yığınları.

Seyfi çöplüğe düşünceli bir şekilde girer, etrafına korkulu gözlerle bakar, çöp yığınlarına yavaş adımlarla yaklaşır ve uzaklaşır. Her yaklaştığında yüzünün ifadesi, hem kokudan hem de çöp dağlarının büyüklüğünden dolayı rahatsız olmuş bir şekilde gerilemesine neden olur. En son çöp yığınına yaklaştığı zaman bir kadının çöpler arasında bir şeyler aradığını görür. Tombulca bir kadındır bu.

Seyfi : Bakar mısınız? Benim çöp yığınlarımın arasında ne arıyorsunuz? (Kadın kıpırdanmayı keser ve arkasını döner) Anne!!

Anne : Benim oğlum!

Seyfi : Burada ne arıyorsun ve bu, bu üstünün başının hali ne?

Anne : Bir anı, bir hatıra, bir şeyler arıyorum, elbette bunları ararken üstün başın batıyor.

Seyfi : Ne anısı anne?

Anne : Ben de bilmiyorum ki oğlum! Sadece arıyorum ancak gördüğüm zaman onu hatırlayabilirim ve sana ne olduğunu söyleyebilirim.

Seyfi : Hayatının hangi dönemine ait.

Anne : Seninle ilgili olan bir dönem, hoş bir anı, çocukluğundan kalma.

Seyfi : (Gülümser) Çok anımız var anne ve istisnalar dışında hepsi güzel ve iyi.

Anne : Bir tanesi en güzeli ama. (Birkaç saniye duraksar) Değil mi ama!

Seyfi : Hangisi anne!

Anne : (Yavaşça döner ve bir şeyler karıştırır, bir kova bulur, plajlarda , çocuklar oynasın diye kullanılanlardan) Plajla ilgili.

Seyfi : (Bir süre düşünür, çöp yığınlarına bakar, en yakınındakine gider ve birkaç saniye bekler, yavaşça geri gelir) Hatırlayamadım anne.

Anne : (Biraz üzülmüş gibidir, ama aldırmaz ve devam eder) Hani baban. (Birden ikisi de çöp yığınlarının en uzağında duran ve en yüksek olan çöp yığınına bakarlar, bakışları birkaç saniye sonra birbirlerine döner) Bir sabah seninle gelmiştik ya! Baban götürmek istememişti bizi, biz de seninle kaçmıştık.

Seyfi : Kardeşim, o yok muydu?

Anne : (Düşünceli) O (Düşünür) yoktu. Biz ikimiz vardık, kumsala doğru yürüdük, yürüdük. (Hızla döner ve çöp yığınlarının arasından bir plaj havlusu çıkartır, bir süre duraksar) Bunun rengi yeşildi.

Seyfi : Ben kırmızı hatırlıyorum anne!

Anne : Yeşildi ama neyse. (Havluyu yere serer, üstüne uzanır) İşte böyle uzanmıştık üstüne. Sen ben bir havluda, babandan uzak ve güneş, yanında kumsal.

Seyfi : Anne kardeşim de oradaydı diye hatırlıyorum.

Anne : (Kızmıştır, hızla ayağa kalkar) Hani nerede, bak şu çöp yığınlarına kardeşin nerede.

Seyfi : Başka bir yerdedir belki.

Anne : Bunlar 1980 ağustos ayı çöplüğü değil mi?

Seyfi : Evet.

Anne : Öyleyse ne? Yok işte, iki saattir arıyorum.

Seyfi : Belki de haklısın anne, ben yanlış hatırlıyorum.

Anne : Bu kadar düzensiz olursan böyle olur neyse nerede kalmıştık.

Seyfi : Plaj.

Anne : (Ağzından alır) Evet plaj, orada uzanmıştık, denize girmiştik, babandan uzak, huzur içinde.

Seyfi : Sen tedirgindin anne!

Anne : Ne tedirginliği bu bana söyler misin?

Seyfi : Babamdan dolayı, sürekli “akşam kızacak, dövecek” diyordun.

Anne : Ben öyle şeyler söylemedim, sadece dedim ki: ‘Baban kızacak.'

Seyfi : Hadi anne, biraz daha karıştırsan çöpleri kesin bir şeyler bulursun.

Anne : Sen güzel bir anıyı neden mahvediyorsun? Üstüne binlerce kez düşünmen, hem de çöpleri karıştırmadan düşünmeden sana ne kazandırır söyler misin? Sadece mahvetmek.

Seyfi : Bu kadar sert olma anne, öyle olmadığını biliyorsun.

Anne : Sert mi? Şu üstüne bir bak, takım elbise, temiz bir tıraş, bakımlı bir cilt ve parlayan ayakkabılar. Anılarının önünde durup bu halinle onları eleştiriyorsun, başkalarının düşüncelerine inanmıyorsun. Biraz karıştır çöpleri, ellerin bulaşsın bir şey olmaz.

Seyfi : Böylesi daha iyi, ben bunu seviyorum.

Anne : Hayatımda, öğretmenlik yıllarımda bile yaşayamadığım bir gündü o tamam mı? (Sert) Bu ukala tavırlarına onu bozamazsın.

Seyfi : Anne.

Anne : Ne var Seyfi ? Ne var bana anlatır mısın?

(Bu sırada çöpte hareketlenme olur, içinden bir adam çıkar, bir süre ikisine bakar, üstünü çırpar ve karşılarında durur)

Metin : Selam anne!

Anne : Metin, sen bu anının içinde miydin? İki saat aradım seni.

Metin : Çok derinlerdeydim anne, denize açılmıştım ya.

Anne : Denize mi açıldın? Ne zaman?

Metin : Siz ikiniz, plajda havlunun üstüne uyuklarken.

Anne : Ben izin vermeden yani!

Metin : Öyle gerekti.

Seyfi : Ben.

Metin : Sen.

Seyfi : Beni unutuyorsun.

Metin : Sen de kararsızsın kardeşim o anıda benim de olup olmadığımda.

Seyfi : Ama kararsızım, annem hatırlamıyor.

Anne : Hatırlamıyorum çünkü orada yoktu, aradım diyorum size.

Metin : Eller hep bana uzandı anne, görebildim ama o kadar, sadece uzandın.

Seyfi : Ben de uzanmak isterdim.

Metin : Bu halinle mi? Eldivenlerini takmadan mı?

Seyfi : Ne oluyor burada, herkes benim elbiselerime takılmış durumda.

Anne : İnsan anılarının arasında böyle dolaşmaz tamam mı? İnsan biraz dokunur onlara, bir şeyler seçer içlerinden, gülümser.

Seyfi : Bu benim prensibim.

Metin : Prensiplerin yüzünden burada kaldım, elini uzatmadın, gömüldükçe gömüldüm.

Seyfi : İstedim ama!

Anne : İstemiş…

Seyfi : Anne lütfen.

Metin : Annem doğru söylüyor, kötü olan şeylere ilişmiyorsun, bil bakalım kim gibi.

Seyfi : (Bir an duraksar, babasının çöplüğüne bakar, geri ikisine bakar) Yanlış bir kıyaslama yapıyorsunuz, bu benim genel tavrım. Hem unutan ben değilim annem.

Metin : O unutmadı ki? Hatırlayamadı.

Seyfi : Unuttu ki hatırlayamadı.

Metin : Seninle bunu konuştuk Seyfi, hem de o günün öncesinde konuştuk.

Seyfi : Hatırlamıyorum.

Metin : Gördün mü? Ama unutmadın. Unutmadığın bir şeyi hatırlarsın.

Seyfi : Size bir şeyler olmuş, saçma sapan konuşuyorsunuz!

Anne : Önceden nasıldı oğlum, önceden nasıldı?

Seyfi : En azından annem benim yanımdaydı.

Metin : (Güler) Kim kimin yanındaydı.

Seyfi : (Şaşırmış gibi ikisine bakar, sonra bir adım geri atıp babasının çöplüğüne yönelir bu arada ikili kendi önlerinde ki çöplükten bir şeyler bulup çıkartmaya devam ederler.) Baba!!!

Baba : (Çöplerin arasından kafasını çıkartır, yaşlıca bir adamdır) Söyle oğlum.

Seyfi : Annem, değişti sanırım.

Baba : Annen hiç değişmez oğlum, ben biliyorum ama o günden sonra belki!

Seyfi : Belki ne?

Baba : Belki değişmiştir ama çok değil, az bir değişim.

Seyfi : Annem hep benden taraf olurdu ama bugün, kendi çöplüğümde ona rastladım ve gördüm ki Metin'in tarafında.

Baba : Metin?

Seyfi : Oğlun baba!

Baba : (Bir süre kafası karışmış gibi çöpün içine dalar sonra yavaşça geri çıkar, sert bir ses tonu ile) Oğlum.

Seyfi : Evet oğlun, annem şimdi onu savunuyor bana? Böyle değildi oysa ki? Hep benden yana olmuştur ve.

Baba : Ve senin anılarında kardeşin yoktur.

Seyfi : (Bir an duraksar, anlamamış gibi hayretle babasına bakar) Doğru, yoktur.

Baba : Sen şimdi bana bunu söylemek için mi geldin?

Seyfi : Ben sana hep geldim, hep yanındaydım.

Baba : Onu biliyorum ama bir şey söylemedin hala neden geldiğine yönelik, hem bu kıyafetin ne?

Seyfi : Her zamanki halim.

Baba : Her zamanki değil oğlum, daha bakımlı, hoş eskiden de öyleydin ama bu gün başka bir şeyler var, bir yere mi gidiyorsun?

Seyfi : Yok baba, her zaman olduğu gibi çöplüğümde geziyorum.

Baba : Bir şeyler var.

Seyfi : Ne gibi?

Baba : Bilmiyorum.

Seyfi : Bana hayatı öğreten ve her sorduğum soruya doğru yanıtlar veren babam bana şimdi bilmiyorum diyor.

Baba : Bilmiyorum.

Seyfi : Baba!

Baba : Görüşürüz. (Kafasını geri çöpe sokar, kaybolur)

Seyfi : (Annesi ve kardeşine doğru yürüyerek) Anlamıyorum, neler oluyor. (Anne ve Metin ellerinde bir atlet ile birbirlerine bakmaktadırlar.) O da ne?

Anne : Islak bir atlet.

Metin : Benim atletim, o günden kalma.

Seyfi : O gün atlet yoktu üstünde, o başka bir anıya ait.

Anne : Vardı işte, suya girdiğinde de çıktığında da vardı.

Seyfi : Yoktu.

Metin : (Atleti alır ve üstüne giyer) Vardı Seyfi, hatırlasana, annem güneşten çok yanmayalım, babamız kızar diye atletle suya girin demişti.

Anne : Öyle bir şey demedim. Babanızdan da korkmazdım.

Metin : Korkmazdın değil mi anne?

Anne : Korkmazdım, hem de hiç.

Seyfi : Anne korkardın, herkes korkardı, bakkal bile, iş arkadaşları bile korkardı.

Anne : Ama ben korkmazdım.

Metin : (Birden hatırlamış gibi) Korkmazdı.

Seyfi : (Şaşkın bir şekilde ikisine bakar) Sizin neyiniz var?

Anne : Hiçbir şey? Buraya geldik, birkaç güzel anıya bakmak için.

Seyfi : Güzel bir anıysa neden bu kadar kötü anlatıyorsun?

Anne : Anlattım mı?

Seyfi : Biraz önce hayatımdaki en güzel anı buydu demedin mi anne, ama birden Metin'in gelmesiyle hava değişti.

Metin : Ne var bunda, annem anısına bir şeyler kattı. Beni kattı. Ama sen anılarından bile sildin beni, zorla belki de isteyerek.

Seyfi : Neden seni anılarımdan sileyim ki? Bu bana ne kazandıracak.

Metin : Yaşamanı, hem bu halinden belli değil mi?

Seyfi : Yaşamam ile bu halimin ne alakası var?

Anne : Çok var.

Metin : Eğer yaşamak, yükselmek istersen önce anılarından vazgeçersin, vicdanını satmak gibi bir şey bu, ruhunu satmak.

Seyfi : İnanmıyorum, nereyi nereye bağlıyorsunuz?

Anne : Doğru söylüyor, her şeyi çıkarttın, beni bile anı çöpünün başında gördüğünde, 1980 ağustos anılarının , şaşırdın. Hep yanından geçtiğin bir yerdi halbuki.

Seyfi : Hep yanından geçip gittiğimi söyleyemezsin, bilmiyorsun.

Metin : Ben hep oradaydım, hep elimi sana uzattım ama sen ne yaptın?

Anne : (Birden değişmiş gibi) Koşmaya başladın, “baba” diye bağırarak koşmaya başladın, arkanı bile dönmedin.

Seyfi : Koştum ama korkmuştum.

Metin : Daha önce buradan geçerken korktuğun gibi.

Anne : Anıların olduğu gibi, bir şeylerinden, parçalarından temizlenerek burada kaldı.

Seyfi : Anlamıyorum sizi?

Metin : O kadar silindik yani.

Seyfi : Tabi ki silinmediniz sadece anlamıyorum, basit bir şekilde ifade ediyorum, söylediklerinizden bir şey anlamıyorum. İkinizde birbirinize sırtınızı dayamışsınız ve sanki benim bilmediğim bir şeyi anlatır gibi anlatıyorsunuz!

Anne : Hiç düşünmedim bilmediğini. Hep bildiğin için bu anıyı bir kez daha görmek istedim, bu benim hakkım değil mi?

Seyfi : Benim anı çöplüğüme girip bu tarihli anıyı karıştırmak senin hakkın mı?

Metin : Hakkı bence, Ben oradaydım, içinde, üstüne yığılan çöplerle birlikte oradaydım, şimdi oradan kafamı çıkartıp bağırmak hakkım mı?

Anne : (Bağırarak) İmdattttt…..

Seyfi : (Donup kalmıştır, bir an ne yapacağını şaşırır ve hızla koşup babasının çöp yığınına doğru gider, değişmiş sanki geçmişe dönmüştür) Baba, baba diyorum.

Baba : (Uykuda gibi kafasını çıkartır çöpten.) Ne var?

Seyfi : Annem bağırıyor.

Baba : Annen mi, nerede?

Seyfi : Biz denize inmiştik.

Bana : Ne, ne zaman, kime sordunuz akılsızlar?

Seyfi : Sen izin vermeyince biz de gizlice gittik ama Metin…

Baba : Ne oldu?

Seyfi : (Mırıltı ile) Metin baba…

 

Bir anda babanın çöpünün ışığı söner. Seyfi şaşkın bir şekilde yürür. Kocaman bir çöp yığının önünde bir adam, sandalyede oturmaktadır. Seyfi bir süre ona bakar.

 

Seyfi : Sen de kimsin?

Adam : Ben, beklediğin adam.

Seyfi : Kimseyi beklemiyorum, derhal buradan çıkmanı istiyorum.

Adam : Sanırım bu imkansız.

Seyfi : Neden?

Adam : Senin dışında bir şeyler burada olmamı istedi.

Seyfi : Kim.

Adam : Bütün çöplüklerin sahibi.

Seyfi : (Bir an donar, bir adım geriye atar) Yani sen.

Adam : Evet bu çöplük kapanacak, önce üstü toprakla kapatılacak, daha sonra buraya yüzlerce ağaç dikilecek ve bir park haline getirilecek.

Seyfi : Benim çöplüğüm kapanamaz.

Adam : (Yavaşça ayağa kalkar ve Seyfi'nin yanına gider, bir elini omzuna koyar.) Şu çöp yığınlarına bir bak Seyfi, o kadar büyüdüler ve o kadar kötü kokuyorlar ki inanamazsın, artık bunlardan çok insan rahatsız oluyor. Şikayetler ardı ardına geliyor.

Seyfi : Kim şikayet ediyor, kim benim çöplüğüme karışabilir ki?

Adam : Bir andan sonra herkes. Eğer çöplerin tehlikeli ise, birileri sürekli bundan rahatsız ise ve bir başkasının çöp alanına giriyorsan herkes rahatsız olabilir.

Seyfi : Buna izin vermeyeceğim.

Adam : Doktor gibi konuştun, onlar da böyledir, insanın başında dururlar, tabi inançlı olanlar, “buna izin vermeyeceğim” derler ama onun gücü bazı şeylere yetmez.

Seyfi : Haklarım var.

Adam : (Korkunç bir sesle, elini omzundan çekip uzaklaşarak) Burada, bu çöplükte bir zamana kadar hakkın vardı, gerisi senin hakkın değildir. Hakkını iyi kullansaydın, çöplerini bu kadar yükseltmeseydin, kokmasaydılar, üstüne onlarla ilgileneceğin bir elbise giyip, bir bahçıvan gibi onlarla ilgilenseydin ama sen ne yaptın, bu takım elbiseleri giyip bunların arasında dolaştın. Yığıldılar, bakımsızlıktan çöplüğün, anıların bu hale geldi. Şimdi hala hakkın olduğundan mı bahsediyorsun?

Seyfi : (Birkaç saniye duraksar) Şimdiden sonra iyi baksam, düzeltmeye çalışsam.

Adam : Biraz önce bir hakkın vardı. (Elini omzuna yeniden koyar) Kalbin bir kez daha tam dört dakika daha kesintisiz attı ama sen bu hakkını kullanmadın.

Seyfi : Bilmiyordum.

Adam : Sana söylense bir “hak” olur muydu bu?

Seyfi : (Boş gözlerle etrafına bakar) Şimdi?

Adam : Şimdi evladım bu çöp yıkılacak, üstüne yeni toprak dökülecek ve burası yeşerecek.

Seyfi : “Ben”.

Adam : İşte bunun yüzünden…

 

Bir anda sahnede anne ve Metin'in olduğu çöplükte kıpırdanma olur. Anne, çöplüğe saplanmış Metin'i çıkartmaya çalışırken telaşla konuşur.

Anne : (Bağırarak, korku içinde) Seyfi, dur gittmeee, babana söyleme, bak Metin iyi, şimdi onu çıkartacağız sudan Seyfi….

(Oranın ışığı yavaşça söner)

Seyfi : Korktum anlıyor musun?

Adam : Korkmadığını söyleyen olmadı.

Seyfi : Onların ayrılmalarının suçu benim değil.

Adam : Suçu senin. Düşüncelerin ya da o anki psikolojin hiç önemli değil.

Seyfi : Zaten babam her zaman annemi döverdi. Okula öğretmen arkadaşlarının yanında hep babamdan nefret ettiğini söylerdi, o olay bir vesile idi.

Adam : Ya sussaydın, annene yardım etseydin, biraz ilerideki bir adamı çağırsaydın.

Diğer tarafın ışığı yeniden yanar.

Anne : (Bağırarak) Bir adam çağır, az ileride birileri vardı, Seyfiii, babana sonra gidersin, o çok kızacak. (Bir an söylediğine şaşırır, mırıltı ile ağlayarak) Seyfi… (Bu sırada Metin'i tutan eli boşa düşer, Metin çöplüğe gömülür, annenin elinde bir tek atlet kalır…)

Işık yavaşça söner…

Seyfi : Çocuktum.

Adam : (Öfkeli) Bir kez kabul etmedin şunu. Bir kez evet sorumlu benim demedin, ilk işin babana koşmak, kardeşinin ölümünü annenin üzerine atmak ve ondan kaçmak oldu.

Seyfi : Kaçmadım ondan, o beni hep reddetti.

Adam : Bir gün özlem doğdu içine, annem dedin ve hastaneye onun yanına gittin, o kadar.

Seyfi : Ama onunla barıştık.

Adam : Hiçbir şey konuşmadan, o günü anmadan, silerek, yok ederek barıştınız. Ve dönerken oradan…

Seyfi : (Etrafına bakınır, bir ses ya da çıkış arar gibidir ama bulamaz) Şimdi?

Adam : Birazdan yıkım ekipleri gelecek, sen istersen benimle gel.

Seyfi : (Merak ve şaşkınlıkla) Nereye?

Adam : Tabi ki, Babanın çöplüğüne…

Işık yavaşça kararır…