Siz Onu Nasıl Bilirdiniz? Fâtıma Betül Biçer |
|||||||||||
|
Biz; Vernon Sullivan, Adolphe Schmürz, Bison Ravi, BORIS VIAN Olarak Biliyoruz... “Roman yazarının amacı nedir? Halkı eğlendirmek mi? Belki. Halkın ilgisini çekmek mi? Para kazanmak mı? Ünlü olmak mı? Ölümsüzleşmek mi? İsim yapmak mı? Akademiye girmek mi? Yeşil cübbe giymek mi? Dobraca söyleyelim şunu. İnsan kendisi için yazar.” * 20 mart 1920'de, orta halli bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldiğinde, muhtemelen günümüz çağdaş edebiyatının öncülerinden biri olacağından habersizdi. Veya mühendis olacağından... Matematikçi olacağından... Cazcı, trompetçi, ozan, şair, besteci, senarist, romancı, şarkıcı, tiyatro yazarı, oyuncu, ressam olacağından... 39 sene içerisine dokuz roman, iki öykü kitabı, üç şiir kitabı, dört oyun, dört yüz şarkı sözü ve toplamda dokuz bini aşkın makale sığdırabileceğinden de... 20 mart 1920'de Ville d'Avray'de doğduğunda horoskop haritaları balık burcunu gösteriyordu, kaderi ise 12 yaşında kalp yetmezliğine yakalanacağını. Doktorların sıkı sıkıya tembihledikleri “hızlı yaşamak yok, panik yok, stres yok!” uyarılarını kulak ardı ederek (ne ayıp halbuki!), hayatta sadece iki şeyin; her şekilde ve bütün kızlarla sevişmek ve Duke Ellington'ın müziği olduğunu savunmuş ve sayılı her dakikasını müthiş bir yaşama hırsıyla tüketmiştir. 1938 yılında üç kardeşiyle birlikte bir caz orkestrası kurmasıyla başlayan “sanat serüveni”, 1942'de Claude Abadie'nin profesyonel orkestrasına katılmaları ve bu orkestranın isminin (Boris Vian'ın 1940'ta evlendiği ilk eşi Michelle Leglise'in ciddi bir tiroid ameliyatı geçirmesi sırasında, onu neşelendirebilmek için) Abadie-Vian orkestrasına dönüştürülmesi ve bu şekilde birçok caz yarışmasında kupa kazanmaları ile devam eder. Vian'ın içinde olduğu tek isim değiştirme vak'ası bu değildir. Nitekim, “Evlendim, çünkü fiziken bir kadına ihtiyacım vardı. Beni genç yaşta evlenmeye iten, kur yapmaya ve sevişmeye olan düşkünlüğümdü. Evlendim ama karşı cinsi hiç tanımadan. Peki sonuç ne oldu? Tutku yokluğu, aşırı bakire bir kadının yavaş yavaş çözülmesi ve kendi adıma; bıkkınlık. Tam o benimle ilgilenmeye başladığında hem de. Onu mutlu edebilmek için çok yorgundum çünkü mantığımın söylediklerine rağmen o vahşi tepki için çok beklemiştim. Evet onu seviyordum. Ama bu yeterli değildi. (Hiçbir zaman yeterli olmaz zaten!)” diyerek ayrıldığı eşinin yakın ilişkide bulunduğu Jean Paul Sartre'ın ismini, bitmek bilmeyen mizah anlayışı ve ironisiyle, Günlerin Köpüğü isimli kitabında, Jean Sol Partre olarak değiştirmiş ve bu kitapta icat ettiği “ Yüreksöken ” aletini ilk defa onun üzerinde denemiştir. Vian'ın sanat hayatının edebiyatla alakalı olan kısmında ise gelişmeler; Vernon Sullivan takma adıyla 1946'da yazdığı “ Mezarlarınıza Tüküreceğim ”** isimli –daha sonradan başını çokça ağrıtacak olan- kitabı ve akabinde iki gün içerisinde tamamladığı ve Raymond Queneau tarafından “çağdaş aşk romanlarının en güçlüsü” olarak nitelendirilen “ Günlerin Köpüğü ”**, ne Pekin'le ne de Sonbahar'la alakası olmayan “ Pekin'de Sonbahar ”** ve bilinmeyen nedenlerle Türk okurundan özenle saklanmış, ancak 1994'te Türkçe'ye çevrilmesine izin verilmiş, sistemi ve çarklılarını müthiş bir ironiyle iğnelediği “ Kırmızı Ot ”** isimli kitapları, Adolphe Schmürz ismiyle dergilerde yayınladığı birçok makale, Bison Ravi ismiyle yazdığı şiirler, polisiye türünde kendi adıyla yayınlanan “ Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek ”, “ Bütün Ölülerin Derileri Aynıdır ” ve “ Kızlar Farkına Varmıyor ”*** kitaplarıdır. Bir yandan önde gelen caz yarışmalarında trompet çalarken, bir yandan da edebî konferanslara katılarak “erotik ebediyat”ın savunuculuğunu yapıyordu. Bunu da; “Eğer bir kadını elde etmek, bir kadeh cini veya bir paket Gauloise sigarasını elde etmek kadar kolay olsaydı ve onun, kirli ve mide bulandırıcı bir odaya tıkılmaya zorlanmaksızın, alkol ve sigara gibi, açık havada tadına bakma özgürlüğümüz olsaydı, alkolizm ve nikotin zehirlenmesi çarçabuk ortadan kalkardı ya da en azından makul ölçülere inerdi” diyerek açıklıyordu. Evet, açık havada elde edilebilecek en zararsız şey kitaplardı ve bir kitabın etkileyiciliği, okura fizik düzlemde bir duygu yaşatmasıyla paraleldi. 1951 yılında, artık Ursula Kübler'le birlikte olmaya başlamış Vian, 1952'de Michelle'den boşandı ve iki çocuğundan kopmak durumunda kaldı. Bu sırada, Mezarlarınıza Tüküreceğim 'in davasıyla uğraşmaktaydı. Nitekim Vernon Sullivan adıyla yazdığı ve güya amerikan bir yazardan tercüme ettiği bu kitap, bir kesim tarafından “Fransız aile ahlakına uymadığı gerekçesi” ile yargılanmaktaydı. Kitabın İngilizce aslının istenmesi üzerine, oturup Mezarlarınıza Tüküreceğim 'i bir de İngilizce olarak yazdıysa da bir süre kitabın toplatılmasından kurtulamadı. Davanın da etkisiyle, oldukça sükse yapan bu kitap, 1959 yılında Sipro Yapım Şirketi tarafından hakları satın alınarak, senaryolaştırılma yoluna gider. Ancak Vian'ın yazdığı ve 1974'te “Mezarlarınıza Tüküreceğim Dava Dosyası”nda yer alıp oldukça beğeni toplayacak olan 177 sayfalık senaryo “kitaptan uzak ve ciddiyetsiz” olması gerekçesiyle reddedilir. Bu sırada yapım şirketiyle sayısız dalaşmaya giren Vian'ın sağlığı gözle görülür bir şekilde bozulur. Bir şekilde, Vian'ı dinlemeksizin senaryolaştırılan ve Michel Gast tarafından çekilen filmin, 23 Haziran 1959'da Marbeuf sinemasındaki ilk gösteriminde Vian, 12 yaşından beri cebelleştiği kalp probleminin önüne geçemez ve kalbi durur. Roman yazmaktaki asıl gayesinin okuyucuyu şaşırtmak olduğunu katıldığı konferanslarda belirtmiş olan Vian, şüphesiz gayet ironik olan bu ölümüyle de birçoklarını şaşırtmıştır. Bu şekilde, kendi romanının da amacına ulaştığını söyleyebiliriz. “Bir zamanlar yakışıklı mı yakışıklı bir prens vardı. Ormanın içinde, gri duvarlı ve yosun kapladığından yeşil gözüken mor çatılı bir şatoda, köpeği ve küheylânıyla yaşardı. Yalnızdı ve bu yalnızlık yüzünden genç yaşta hayata küsmüştü. Şatonun bahçesinde avare avare gezindiği bir gece, hoş kokulu, ılık bir meltemle salınan ağaçların doruklarını (adam şair doğmuş yahu!) yumuşak bakışıyla okşayan ay ışığı, o tatlı ve sıcacık gülümseyişiyle prense eşlik ediyordu. (yalnız olduğunu sanıyordum halbuki!) Bizim prens düşüncelere dalmıştı: “Hayat, dibinde şeker olmayınca amma acı”ydı. Düşündü durdu, yanıt kalbinden geldi; gitmek! Ertesi sabah, şafak söker sökmez küheylânını eğerledi ve yola koyuldu. Bir hana geldi ve burada güzeller güzeli bir prensesle tanıştı. Kıza bir selam çaktı ve şöyle dedi: ‘bu ormanda yaşayan ejderha aşkına, içtiğin şarap ve içeceğin su aşkına, söyle bana prensesim, kankurutan otunun kanı aşkına, şekere ulaşmamı sağlayacak yolu göster bana.' Bunu duyan prenses kıpkırmızı kesildi, gözünü devirdi ve öldü. Bunun üzerine şövalye, en güzel günlerindeki kadar üzgün, yeniden küheylânına atladı ve garip bir ülkeye vardı.”**** Fâtıma Betül Biçer * Pornografi Üzerine (6:45 Yayınları) ** Mezarlarınıza Tüküreceğim (İthaki/Akyüz Yayınları) Günlerin Köpüğü ( E Yayınları ) Pekin'de Sonbahar (Can Yayınları) Kırmızı Ot ( 6:45 Yayınları) *** Kızlar Farkına Varmıyor ( 6:45 Yayınları) Çıtırlar Farkında Değil (İthaki Yayınları) **** Sıradan Kişiler İçin Peri Masalı (Güncel Yayıncılık)
|
||||||||||