Nefrin TOKYAY ile Gizli Evin Kitabı Üzerine...

Kufi Harflerin Arasında Kanat Çırpan Güvercin

Ana Menü


 

“Fırçayla şekil verdiğim her bir harf üzerinde düşünecek kadar çok zamanım oldu. Doğanın artık hatırlayamadığımız mesajları gizlidir her birinde. Çok iyi bildiğimiz bir dili unutmamak için şifrelenen, ama sonra bambaşka dillere dönüştüğü için hatırlanmayan…” Gizli Evin Kitabı Sayfa:169

Elim bir kazada ölen babasının gölgesi hayatının üzerine çöken Ömer, aralarındaki duygunun adı konmamış çocukluk arkadaşı durgun su Zehra ve kardeşi Kerem, kendinden kaçtığına inandığı sevgilisi Alize ve bilginin peşinde koşan ve onu paylaşmaktan korkmayan Metin… Hepsinin ortasında kimseyi umursamadan duran Ömer'in babasına ait, yayınlandığı zaman sakıncalı bulunan Gizli Evin Kitabı ve asırlar asırlar önceden kim bilir hangi zincirlerle günümüze bağlanan cemiyetler, gizlenen bilgiler… Yeni Platonculuk, İhvan-üs Safa, İlm-i Esrar-ı Huruf…

Nefrin Tokyay'ın kurgusu ile Gizli Evin Kitabı'nda dünyanın gizli bilgisini arayan, ararken yolda çapraz kişilik engellerine takılmadan ayakta durmaya çalışan insanların hikayesini okuyabilirsiniz.

Bugün ya da yarın ya da dün. Zaman fark etmiyor. Bilgi hep en önemli hazine, en önemli güç olarak kalıyor.

Nefrin Tokyay ile kitabı ve bilgi üzerine konuştuk.

 

Kitabı cesur bir kitap olarak gördüğümü söyleyerek başlamalıyım.

Teşekkür ederim.

Kitabı yazmanız ne kadar sürdü?

Kitabı yazmam 3 ay sürdü . Ancak 10 yıllık bir serüveni var. Önce bir senaryo olarak başladım romana. Ama senaryo, herkesin çok çekmek istediği ama bir türlü çekilemeyen bir senaryo oldu. Yazgısı bu anlamda uzayınca ben de romanını yazmaya karar verdim. Yazarlığı fazla önemsediğim için bir gün gelir yeterli donanımım olduğunda yazarım diyordum, erteliyordum.

Tarihe meraklı olduğumu söyleyebilirim. Bir şeyi yazmaya başladığınız zaman bir yerden sonra yazı sizi yönlendiriyor. Bir yerde takılıyorsunuz ve derinleştirmeye çalışıyorsunuz. Eğer konu ilgi çekiciyse daha fazla şey öğrenmeye çabalıyorsunuz. Ancak ben bir daha yazacak olsam romanı bu şekilde yazmam. Çok fazla bilgi yüklemesi yapmadım. Biraz hafiflettim, sayfa sayısı sınırı vardı. 350-400 sayfa olacaktı.

Neler mesela?

Daha fazla bilgi olacaktı. Bazı şeyleri daha yoğun yazacaktım. Antasura “gök yüzünden damlayan tapınak” la ilgi daha ilginç bilgiler verebilirdim. Ama 250 sayfa denince, bilgileri ve olayı toparlamak durumunda kaldım. Çabuk yazdığım, daha ayrıntılı derinlikli yazmadığım yerler olduğunu düşünüyorum. Ama ilginçtir belki o zaman bu kadar çabuk okunan bir roman olmazdı. Müthiş sürükleyici olduğu çabucak okunduğu söyleniyor

Ben öyle düşünmüyorum. Bilgileri yüklemediğiniz için belki kitap merak uyandırıyor. Antasura olsaydı ne değişirdi?

Diğer bilgiler olsaydı onları da merak edecektiniz, kurguyu başka türlü oluşturacaktınız kafanızda. Aslında hepsi birbiriyle örtüşük. Öyle bir kurguya özen gösterdim. Aslında bütün kültürlerin ortak bir yerden beslendiğini, zaman içinde değişime uğradığını ya da perdelendiğini anlatmaya çalıştım. Aslında temel bilginin nerden nereye dönüştüğü, kimlerin elinde olduğu bunları ön plana çıkaramadım.

Gerçekten inanıyor musunuz bu denli saklanması gereken bir bilginin olduğuna? Bulunduğunda dünyayı değiştirecek bir bilgi?

Tabii ki var, insanın kendisi.

Nasıl?

Milyarlarca yılın birikimini DNA'nızda saklıyorsunuz. Korkunç bir bilgi birikimi değil mi bu sizce? Ve ona ulaştığınızı düşünün. Belki hiçbir şey yapılamayacak. Belki de bir sürü şeyin çözümü orda saklı.

En son DNA'nın bir dizini bulunmuştu. Genetik kod tamamen çözüldüğünde ortaya çıkan manzara tavuktan çok da farklı olmadığımız yönündeydi. bir ırka ait biyolojik silahların olamayacağını göstermez mi bu? Belki de şifre çözüldüğünde de bir şey olmayacak?

Ortak zaten, kedinin, melek balığının, Şifre çözüldüğünde ne olacağını bilemeyiz. Şunu da bilemeyiz; üst düzey bilgilerin ne kadarı halk kitlelerine açıklanıyor ki?

Bunların açıklanmaması belki de daha iyi değil mi?

Belki de iyi. O bilgiyi kullanacak donanıma sahip olmayan insanların elinde ne hale gelirdi. Ama kanser? Kafamı çok kurcalıyor. 1500 sene önce Hipokrat tarafından bulunuyor. Genetik kodunu çözüyorsunuz. Artık çok az bir bölümü kalıyor. Fakat bunu bir türlü çözemiyorsunuz. Yada Pentagon raporlarında iklimlerin değiştiğine dair söylentiler var. Gerçek de olabilir, bilemeyiz. Eski Atina'da ya da ortaçağda "scriptoria"larda rahipler bilgileri halktan gizliyorlardı. Günümüzde de saklandığı konusunda bir kuşkumuz olmamalı. Uzaya ait bilgilerin, evrene ait bilgilerin ya da iklimlerin, ya da bilimsel bulgular keşifler… Atom çalışmaları yıllar sonra açıklandı. Antik döneme gidersek onlar o kadar güzel bir zemin sunmuşlar ki onun üzerine bir şeyler inşaat edilmiş. İlk sibernetik robotları yapan Ebul-iz 1300'lü yıllarda yaşamış. Bunlar sizin önünüze geldiğinde, bir şeyler size fantezi kurdurmaya başladığında, zincirleme oluyor. Burada bile sıradan bir kütüphaneye gittiğinizde, bazı kitapları alamıyorsunuz. Arşivlere giremiyorsunuz. Araştırma görevlisi olmanız lazım.

Peki çok da doğru mu kitaplıkları açmak?.Herkes Metin* değil, herkes elindekini işi bitince yerine koyacak değil.

Zaten şakır şakır bütün bir tarihi yağmalıyorlar, söküyorlar, taşıyorlar. Ve bunun için yapacak hiçbir şey yok.

“… donmuş bir yüzle konuşulanları dinlemekteydi. Daima yanı başında bir sultan zarafetiyle salınan, onu bir anne gibi sarmalayarak bütün sıkıntılardan uzak tutan kardeşi, her biri diğerinden inanılmaz öykülerle neredeyse karanlık bir masalın gerçekdışı kahramanına dönüşmekteydi. Anahtarlar, bilgisayarlar, gizli dolaplar ve dilsiz kadınlarla bilinmedik bu dünyayı ne zaman kurup o dünyanın sır kişisi olarak baş köşeye yerleşmişti?...”

Zehra'nın yaptığı iş onun kusuru gibi. Ama bir zaman sonra bu sebepten Zehra yüceltiliyor. O muydu kahramanınız?

Benim kahramanım Ömer'di. Fakat Zehra araya girdi. Ve Zehra'dan kurtulmak için onu öldürmeyi denedim. Bir yerden sonra Ömer'in önüne geçti. Ama gizli başrol Metin.

Metin bir yerden sonra kayboldu ama?

Kahraman olması için kaybolması gerekiyordu.

Ömer'in çok duygusal bir yanı yok mu? İç sesi, konuşması kadınsı, duygusal… Kadın oldukları halde Zehra çok katı ve ketum, Alize hırslı?

Belki göstermiyorlar ama kadınlar daha katılar. Alize katılığında bir kadına rastlarız ama bir erkeğe rastlamayız. Zehra gibi duygularını beli etmeyen kadınlar olur. Erkekler trajik anlarda çok duygusaldır. Çok soğuk kanlı adamlar bir anda bir şey yapamaz hale gelebilirler. Baskı altında kaldıkları için anne ararlar. Kadın bakışından yazılan bir erkekten çok, erkekleri gözlemekten kaynaklanan bir şey. Bence günümüzdeki erkekler, biraz daha baskılar hafiflediği için duygularını daha rahat belli ediyor. Ömer tam da köprüde. Bir yanı eskiye bağlı bir yanıyla da günümüz duyguları ile ilgili. Kadın bakışı ile yazılan bir erketen çok, erkekleri gözlemekten yazılan bir karakter Ömer…

Ömer'in babasının kitabının adı “Gizli Evin Kitabı”, bu kitap sizin Gizli Evin Kitabınızda ne kadar yer kaplıyor?

Gizli Evin kitabını açıklamam lazım. Mısırın ölüler kitabında, Piramit'e verilen addır. Ölünün mumyalandıktan sonraki yolculuğunda yanına rulolar konur. Bir sonraki hayatına gidecek olan firavunun kapatıldığı ev piramittir. O rulolarda bir çeşit kılavuzdur. Bir çeşit dua. İçinde bilgiler var. Teb rahiplerinin, insanların içini açmaya yönelik kimi törenler uygulandığını, bazı duyuları açmaya yönelik deneyler uyguladığını biliyoruz. Bütün bunlarda bir kült olarak var eski dönemde. Özellikle Mısır'da, Yunanlılar, Hıristiyanlık'ta var, Kabalada da var. O bilgiler herkese verilen bilgiler değil, beli bir ritüelden sonra adayın belli bir sınama, arınma süreci yaşamasından sonra veriliyor. Gizli Evin Kitabı da öyle. Ölüm çünkü tek gerçek.

Kerem'in Zehra için söylediği “insanlara gerçek değerini verebilmek için ölümü aklımızdan çıkarmamamız lazım” sözü çok doğru gelmişti bana.. -Bir de sormadan olmayacak, cesedi adli tıpta incelerken bahsedilen kemikler hangi kemikler?

Valla güzel yazmışım. Doğru ama (gülüşmeler) Onlar yüzdeki kemikler. Arkeolojik kemikler onlar. Ağır hasarlı bir kazayı anlatmak için kullandım.

Kastedilen paramparça olmuş bir beden… Böyle korkunç bir ölüm neden? Cemiyetin korkunçluğunu anlatmak için mi?

Olmuyor mu bunlar? Daha kötüsü oluyor. İnsanın insana yaptığı vahşet hayvanlar aleminde yok. Hayvanlar bize göre masum. Açsa doyacağı kadar avlanır geri kalana elini sürmez. Ama insan elindekinden fazlasını isteyecek ve bunun içinde vahşetten kaçınmayacak bir naturaya sahip. Onun için benim suçum yok.

Yani Zehra'yı siz öldürmediniz? (gülüşmeler)

Hayır benim bir suçum yok ben sadece aracı oldum…Yine de böyle bir cemiyetin, gizli bir tarikatın o denli gizli bilgileri evrensel sırları korumak adına çalışanlara göre çok şık bir ölüm oldu.

Şıklıktan kastınız sadece elini sağlam bırakıp madalyona ellememeleri mi? (gülüşmeler)

O önemli bir ayrıntı. Kendileri bilgiyi bulamadıkları için, belki başkalarının bulmasını sağlamak için. Çok ince teknikler çalıştıklarını düşündüğüm için.

 

“İçinde olduğu durumu şöyle bir sezdirmek bile sadece kendisi için değil yakınları için de tehlikeli olabilirdi. Bazen düşünceleri okunup öğrenilir kaygısıyla zihnini ak bir sayfa gibi bomboş tutuyor, kendi iç konuşmalarından dahi ürküp susuyordu. Onlar rüyaları çalıyor, düşünceleri okuyor, insanların izlerini arkalarında bıraktıkları kokulardan buluyorlardı. Tek mutlak güç bilgi, onu kendi tasarruflarında tutanların elindeydi artık.”

Zehra sürekli bir takip edilme kuşkusu ile yaşıyor, ve korkuyor. Buna rağmen cesur değil mi?

Ama ölümle yaşıyorsunuz. Ölümü bile bile bu trajedi ile yaşayan tek canlı insan. Ve bunu unutarak yaşamak zorundasınız. Korku da biraz öyle. Ecele faydası yok. Ölümsüz olsanız korku da olmazdı belki de. Ölüm olduğu için korkuyorsunuz. Olmadığını düşünsenize.

İnsanlar birbirlerini yerdi!

Belki de yemezdi. Çünkü niye yesin ki? Ölümsüz bir dünyayı düşünsenize?

Sıkıcı olurdu!

Ama ölümlü bir dünyadan bakarak ölümsüz bir dünyayı hayal etmeniz mümkün değil aslında. Nerden bakarsak bakalım ölümsüz bir dünyayı ancak ölümlü bir pencereden bakarak hayal edersek o ölümlü dünyanın bütün verilerini taşır. Ancak öyle kurgularız onu. Ölümsüz olduğunuzu düşünün, onu düşündüğünüz noktada hep ölümlü bir dünyada var ettiğiniz uygarlığa sanata, yani ölüm adına var ettiğiniz şeylerdir onlar, onlara dönersiniz. Onlar olmayacak, o zaman ne sıkıcı bir dünya olurdu dersiniz. Ama ölümsüz bir dünyayı hayal etmemiz mümkün değil aslında. Nasıl hayal edersek edelim ölümlü bir pencereden baktığımız için ölüm olmadığı için hiçbir şeyin olmayacağını düşünüyorsunuz. Onun kuralları bambaşka olacak ve o kuralları asla hayal edemeyiz.

Bundan önceki hayatımı nasıl bilmiyorsam ve şu an yaşadığım dünyanın kurallarını biliyorsam, eskiyi düşünemediğim gibi bundan sonraki hayatımı da düşünemem. Gidip gelen de yok.

Evet, belki de.

Kitapta Zehra ölü olarak da ağırlığını koruyor? Alize ve Ömer ilişkisinde Zehra hep varmış. Kıskançlığının ve başka şeylerin vicdan azabını çekiyor Alize. Zehra ölünce artık fiziksel olarak aralarında yok. Ama öldüğü için de artık yok edilemez değil mi?

Siz unutulduğunuz zaman, unutulursanız şayet ölmüşsünüz demektir. Unutulmadığınız sürece varolursunuz aslında. Ne zamanki anılarda gidersiniz, anılarla birlikte siz de yok olursunuz. Yaşarken de öyle aslında görmediğimiz insanlar vardır ama anılarımızdadırlar.

Sahafın dediği, “gözümü kapattığımda dünya yok oluyor.” Bu Yeni Platonculuk' un öğretilerinden biri değil mi? Dünya insanla var insan yoksa hiçbir şey yok.

Tabii bir ölçüde öyle ama, sadece Yeni Platonculuk da değil bir çok felsefede bu böyle. Deskartes de söylüyor bunu. Düşünüyorum öyleyse varım. E ışığı açıyorum bana gerçekte söyleyen nedir diyor. Rüyamda da canım yanıyor, rüyamda da acı çekiyorum o zaman gerçeği rüyadan ayıran ne?

Kitabın başında Ömer'in rüyasındaki his bu?

Rüyamda mı ışığı açıyorum, yoksa gerçekte mi? His aynı? Deskartes bunu söylüyor. Belki her şey sanal ve varmış gibi gözüyor.

  Matrix filmindeki gibi mi?

Matrix aslında hep bu felsefelerden besleniyor. Bizim Sufi felsefeden, Yeni Platonculuktan, antik felsefelerden… Onu sadece müthiş bir teknoloji ile donatıyor.

 

“Güvercinler birer şifredir. Onlar doğanın unuttuğumuz şifrelerinden biridir. Ve kendisine emanet edilen sırrı mutlaka yerine ulaştırır…”

Romanda hat ustası, Ömer'in eline bir resim verip, “Şifreyi buluyorsan bul, bulamıyorsan senin sorunun” demesi. Bu kadar mı katılar? Arada harcananların bu kadar önemsiz mi? Bilgi her şeyden ve herkesten önemli, zamanın mekanın kişilerin önemi yok.

Sokrates neden intihar etti? Yada Bruno niye yakıldı? Aklı ortaya sürdüğü için. Bilginin akıl yoluyla erişilebileceğini, insanın ilk önce kendisini bilmesi gerektiğini söylemesi için. Bruno orta çağda yakıldı. Bilim adamları, kütüphaneler, bunun gibi bilinen ve yok edilen bilgiler. Peru'da Aztek uygarlığı yağma edildi, çok önemli bilgileri Hıristiyanlar yok ettiler. Hipatte denilen bir kadın İskenderiye'de etleri deniz kabuklarıyla kazınarak öldürülüyor, Hıristiyan bir başpiskopos tarafından. Bu kadın çok önemli bir matematikçi. Demek ki bilgi çok önemli

O zaman aslında önemli olan bilgi değil, bilginin bilinmemesi, özellikle halktan saklanması. Amaçları bu değil mi? Kimse bilmesin, öğrenmesin ve harekete geçmesin, aynı kalsın.

Bilgiyi insanlar dışları açıkladıkları için öldürüldüler, yok edildiler, susturuldular. Umberto Eco bunu Gülün Adı'nda çok güzel anlattı

 

 

 

"Mensubi de denilen Kufi yazıyla ve harfler dört yönde kullanılarak Alm yani İLM yazıyor” dedi.

… ‘içerde olmalıydım.. büyük hanımı görebilir miyim? Lütfen, onu görmem gerek,' dedi.

  Büyük Hanım yani dilsiz kadın neyi ifade ediyor romanda?

  Dilsiz kadın aslında çok net bir şeyi simgeliyor. Bildiği halde konuşmayan birini. Dilimizle sonuçta ne kadarımızı ifade edebiliyoruz? Aklımızdan süratle geçen kelimeleri ne kadar aktarabiliyoruz? İletişim için vazgeçilmez ama onu kesiyor. Keşke düşüncelerimizi aktarabilsek. Bir bilgi aktarımında yanlış mesaj verebiliriz. Dilsiz kadın bildiklerini söylememek için dilini kendi kesiyor. Çünkü nelerin altında neleri söyleyebileceğimizi bilemeyiz.

Alize bunu çok yapıyor mesela.

Alt metin olarak söylemek istemediğimiz her bilgiyi söyleriz. Onun için dilsiz kadın bunu engelliyor.

O şifreler, tabletler… İnsanlar olmasa evrenin kendi içinde taşıdığı gizemi hiçbir işe yaramayacak.

Evrenin şifresini açacak olan anahtar insan. Çünkü dünyayı anlamlı kılan, bunca bilgiyi biriktiren ve dünyayı evreni çözmeye çalışan onca maceraya giren insan aklı, cesareti ve ruhu. Evrenin varoluşundaki bilgiyi taşıyan ve o bilgiye tekrar dönme arzusu taşıyan insan. Labirentin kendisi. Yazabilseydim Antasura'yı -gökten damlayan demek Sümerce- bunları anlatacaktım belki de. Big Bang'le birlikte siz de oluşuyorsunuz. Büyük patlama olmasaydı biz de olmayacaktık. Şu anda bildiğimiz kadarıyla canlı türünün yaşadığı tek yer dünyamız. Bu serüveni geriye dönerek aramak isteyen, hatta Big Bang'ten öncesini düşünen insan. Biz göremeyiz ama bunu çözecekler. Kanserin çaresi bulundu belki ama açıklamıyorlar. Yaklaşık 10 yıldır bunu savunuyorum. Ölümlü hücreler olduğu gibi ölümsüz hücreler de var. Çok net bir şey var, artık genetiğin dibine kadar girmişler bu nasıl bulunamaz. Basit zordur ama, çok ciddi bir endüstri, bunun için ciddi araştırmalar ve kaynaklar var. Nüfus ve doğal kaynaklar bile önemli. Ya çok basit bir şeyse aspirin gibi. Bunun yerine doğasına bırakıyorlar. Daha üst amaç için bunu yapabilirler, burada yine bilgi önemli. Her doktorun aslında, ölümü mümkün olduğunda geciktirme gidi bir dertleri var. Disiplinler arası iletişimde kaydı. Bilgiyi gözden kaybediyorlar. Tıp bilimi o kadar parçalarına bölünmüş ki birbirleriyle bağlantıyı kaçırıyorlar. Sıradan bir insan olarak, ya da bu kaygıları taşıyan biri olarak niye bulunmadı diyorum. Oysa ölümsüz hücrelerle doğduğumuzu yeni öğreniyoruz.

Ama ölüm sadece fiziksel mi? Beyin hücrelerimiz 200 yıl yetecekken en uzun yaşayan 80e kadar yaşıyor.? Fizik açısından evet daha uzun yaşamaları sağlanacak. Ya birden bire yine de ölürlerse?

Ölümsüz hücrelerin artmasıyla yaşam programında yer aldığınızı düşünün. Hücreleriniz korkunç bir hızla kendisini yenileyecek. Gerisini bilemeyiz.

Fantastik edebiyatla ilgileniyor musunuz?

Ben bilimin bu yanlarıyla ilgiliyim işte. Ama düşünün biri size ilgilendiğiniz konuları daha uçuk bir şekilde anlatıp yeni pencereler açıyor. Tabi ki çok ilginç. Ve çok da eski. Bin bir gece masallarına kadar gider bu tür.

Yazdığınızı fantastik buluyor musunuz?

O biraz daha kurmaca. Ama olmayan bir şeyden bahsetmiyorum. Fantastik Gerçekçilik demişlerdi romanıma.

Ya varsa dedirtiyor ama?

Gerçekten isim düşünmedim. Kategorilere ayırmayı da düşünmüyorum. Saramago' nun Körlük romanı bu anlamda fantastiktir. Marquez' in dünyası da öyle. O zaman Lovecraft nerede, ya da Edgar Allen Poe nerde kalacak o zaman? Ben romanların bir başlığın altına sığdırılmasını anlamıyorum. Öyle yazarlar var ki insanın kanına dokunan gerçekleri fantastik bir çerçevede anlatıyor. Kafka var. Fantastik edebiyat mı diyeceğiz Değişim'e ?

Herkes istediği hikayeyi okuyor aslında?

Ana bir başlık altında söylemediler. Bu tür görüş bildirenler olmadı. Gizli Evin Kitabı'nda aşk var, tarih var, geçmiş var, sosyal bir kesit var, bazı sorunlara da değiniyor. Tam bir kurmaca da değil. Evet yazgıların tableti var çünkü. İhvan-üs Safa gerçek, bir sürü şey gerçek.

Bu türde yazmak isteyenler için Anadolu nasıl bir kaynak?

Öyle bir kültürün üzerinde oturuyorsunuz ki? Dışarı akmaya hiç gerek yok. Hititler, Bizans, Truva, bir sürü medeniyet. İnanılmaz bir hazine. Böyle kitapların böyle bir kültürün üzerinde yaşadığımız halde ulaşamıyoruz. Batı bildiğimiz anlamda bütün medeniyetini Harun Reşit zamanında batıdan alınıp çevrilen kitapların tekrar çevriminden kazanmıştır. Sonrasında onlar Rönesans ve Reform ile ilerlerken, doğu yine onların istediği şekilde bin bir gece masallarındaki atmosferde kaldı. Bir gece daha yaşayabilmek için hep bir hikaye anlatmak zorunda kalan Şehrazat gibi…

 

 

Röportaj : Emine Berre Gümüş

Fotoğraflar : Haktan Kaan İçel

 
 
 
Ana Menü