|
Yalnız Ağaç Burak Uğur |
||||||||||
| Ana Menü | |||||||||||
Yaşadığım o kabus gecenin sadece bir rüyadan ibaret olduğunu sanıyordum, ta ki deniz k "15-16-17-18 hmm... Bunlar ağaçtan sayılır mı? Sayılmaz herhalde. Baksana daha fidanlar. Lanet olsun kaçta kalmıştım ben. Biliyor musun bence senin bir derdin var! Yardımcı olabilirim. İnsan psikolojisinden akademik olmasa bile hayat eğitimim var. Eee bir cevap ver artık." Otobüste yan koltuğunu paylaştığı adam keskin sert bakışları eşliğinde kalkmıştı. Önce adama karşılık verecek gibi oldu ama yanında ki güzel kıza takıldı gözleri. Bugüne dek onu gerçekten seven bir kız arkadaşı hiç olmamıştı. Güzel bulduğu her kızdan hoşlanır, hoşlandığı tüm kızlarla da utancından konuşamaz, hemen kıpkırmızı kesilirdi. Şimdi ise bu güzel kızla tam yarim saati vardı. Yarım saat boyunca bu güzele hiç duraksamadan bakacaktı. Düşlediği gibi dokunmaya kıyamayacağı bir suratı, saatlerce oynasa bile bıkmayacağı upuzun kumral saçları,bakışlarını deryaların derinlerinde yüzdüren masmavi gözleri vardı. Aslında onun istediği hayallerindeki kızı bulmak değildi, biliyordu bunu. Hayallerini kendinin süslediği herhangi bir kız bulabilmekti. Kız kendini sevdikten sonra o zaten severdi. Otobüsteki kızı bir daha belki de hiç göremeyeceğinin farkındaydı. Tüm cesaretini topladı. İlk kez beğendiği bir kızla konuşmaya karar vermişti. Yavaşça yan koltuğa kayıp gözlerini yere eğdi. Kıpkırmızı olduğunu kalp atışlarının hızlı bir davul ritmi gibi atmasından anlamıştı. Bir kez daha topladı tüm cesaretini. Kafasını kaldırdığı anda konuşacaktı. Hızlı bir hareketle yanına döndü ve "merhaba ben Ko...!". Kız yerinde yoktu. Otobüs çığlıklar atarak durdu. Frenleri bunca yılın ağırlığı ile aşınmıştı. Bu durak kızın durağı olmalıydı. Kırık kalbi avuçlarında, hayal kırıklığı omuzlarında cam kenarına kaydı yeniden. Ağaçları saymak bile eğlendirmiyordu onu. Sürekli gülümseyen o mutlu çocuk, yalnız olduğunu hissetmişti. Gözlerinden yanaklarına süzülen damlalar, çenesinden yavaşça üzerine düşüyordu. Bakışlarını ağır ağır geçen yol çizgilerine kaydırdı. Şehre giderken.Yolda pek çok tepe vardı. Üzerlerinde bitmiş sarı yaban otlarına daldı. Sayılmayacak kadar çok ve sıkılmayacak kadar kalabalıktılar. Rüzgarın onlara verdiği yönü takip ediyor, bir o yana bir bu yana eğiliyorlardı. Sonra daha önce hiç fark etmediği bir şey fark etti.Görmediği bir şey gördü. Bir ağaç mı demeliydi buna, yoksa bir...! Bir ne? Karasızlığın yanında, garip bir his uyandı içinde. Onu görmeliydi. Daha yakından. Dokunmalı, sevmeliydi onu. Milyonlarca sarı yaban otunun arasında bir ağaç. Ne kadarda benziyordu kendine. Oda milyonlar içinde yalnızdı. Herkesin boyun eğdiği hiçbir rüzgara boyun eğmemişti. Otobüs ilerledikçe görüş alanından çıkan ağaç için neredeyse ağıt yakacaktı. Karamsar ruh hali dağılmış ve sanki hiç üzülmemiş gibi gülümsemeye başlamıştı. Artık hiçbir şeyi saymaya ve herhangi bir şeyle uğraşmaya ihtiyacı yoktu. "Biliyor musun ben artık yalnız değilim. Çok garip değil mi? O bir tepede yalnız bense şu koca şehirde ama kaderimiz aynı çizilmiş. Aslında haklısın tüm sevdiklerimden ayrılmak zor olacak benim için ama ona değer. Annemle nasıl vedalaştığımı görmeliydin. Hiçbir şeyin farkında değildi kadıncağız. Eminim ki beni anlayacaktır. Annem benim mutlu olmamı ister". Duraktaki adam söylenerek uzaklaşmıştı yanından. Bunu umursaması gerekmezdi. Bugün en mutlu günüydü. Hiçbir şeyin keyfini kaçırmasına izin veremezdi. Otobüs durduğunda ilk atlayan oldu içeri. Biletçiye; -"Bir tam" -"Buyrun" dedi biletçi bileti uzatırken "Bu kürek ve kazmayla kimseyi rahatsız etmezsin umarım. Çocukça salladı başını. Oturduğu sitenin bahçesinden ödünç almıştı onları. Koşar adımlarla çıktı merdivenleri. Adeta mutluluktan uçuyordu. İlk gördüğü boş koltuğa atladı. Yanındaki güzel kızın yüzüne bile bakmadan; "Artık yalnız değilim. Yalnız olmak ne demek bilir misin? Yıllarca kıskandım. Ama şimdi biri beni bekliyor. Biliyorum." Kız hoş bir tebessümle "çok şanslısın" dedi. Geçe bilir miyim bu benim durağımda." "Tabi buyrun" derken kendine çok şaşırmıştı. Artık yalnız olmayışının kişiliğinde uyandırdığı özgüveni fark etti. Güzel bir kızla utanmadan, sıkılmadan konuşabilmişti.Yan koltuğa kayıp, "geliyorum" dedi içinden. Durakta ineli 5 dakika bile olmamıştı. Tepeye giden yolda sarı yaban otlarını ezerken, ter içinde kalmıştı. Ulaşması gereken noktaya az kaldığını tahmin edebiliyordu. Çünkü artık ince ve nadide dallarını seçebiliyordu. Daha büyük bir azimle tırmanmaya başladı. Kürek ve kazmayı fırlattı yere. Gözleri dolmuştu. Hayal kırıklıklarıyla dolu şu anlamsız yaşamında İlk kez bir şeyi başarmayı isteyip peşinden koşmuştu. Ve en önemlisi bu sefer başarmıştı. Yavaş ve ürkek adımlarla yaklaştı ağaca. Parmaklarını dolaştırdı yalnızlıkla çürümüş dallarda. Gözyaşlarını akıttı köklerine. Daha fazla dayanamadı. Kavrayabildiği kadarıyla sarıldı ve "artık yanındayım" diye mırıldandı. Bu duygusal an'a ara vermesi gerektiği geldi aklına. Hava kararmadan önce kavuşmalıydı ona. Zaten sonra kimse ayıramazdı onları. Yavaşça ayrıldı bedenleri. O kadar nazikti ki ağacın dallarını incitmemek için elinden gelen tüm özeni gösteriyordu. Arkasını dönüp küreğini aldı. Ağacın yanında dizlerine kadar girebileceği bir çukur kazdı. Kararan havayla, kadimliğin hükmünü ele aldığı akşama son kez baktı.Son kez göz yaşlarını döküyordu. Bugüne dek olanların aksine ,bugünkünün mutluluk yaşları olduğunun farkındaydı. "Elveda" dedi kazdığı çukura soktu dizlerini. Kan çanağı gözleri deli gibi ağlıyor, bir yandan da elleriyle çekiyordu toprağı üzerine. Gömüyordu kendini. Bacaklarını hareket ettiremediğini hissedene kadar gömmüştü kendini. Yıldızlara baktı. Bu gece, daha önce hiç görmediği kadar yıldız vardı gökyüzünde. Gülümsedi hafifçe. Sonra cebine uzandı ve baş parmağı kadar bir bıçak çıkardı. Elleri titriyordu. Kendine doğru çevirdiği bıçağın sapını iki eliyle kavradı. Az sonra acılarla dolu defterine son sayfasını yazacak ve hep mutlu olduğu hikayeye giriş yapacaktı. Izdırap dolu yaşamından, hatırlamak istediği tek şeye dikti gözerini. Ve parlak gözlerinden son damla düştü toprağa. Göbek deliğinin biraz altından sapladı bıçağı. Çaresiz zihni, çelimsiz bedeniyle yığıldı ağaca doğru. Cansız yatan bedeni soğurken, gözlerinden mutluluk hiç kaybolmadı... O tepenin önünden geçenler ise ilk ağaca hiç dikkat etmedikleri gibi ikincisini de hiç fark etmediler... |
|||||||||||
| Ana Menü | |||||||||||