Zaman: 04 Aralık 04 Cmt 17:12:31

Kişi: Ebg (174 ile)

Not: Kuzeyde Bir Yerden Not

 

 
  <<Önceki :: Ana Menü :: Sonraki>>
 
 


biraz deniz biraz uyku, bütün isteğim buydu
nerden başlasa, nasıl anlatsam
Kaç kişiydik o zaman kaç kişi kaldı şimdi…

Bunları gemideki herkes dinlenmek ve kendini dinlemek için yerlerine çekildiği sırada, soğuğa rağmen geminin burnuna oturup yazıyorum. Uzun bir sefer oldu. Sanırım soğuklar başladığından, limanlarda bıraktıklarımızı özlediğimizden ve işlerimiz de arttığından az konuşur olduk.

Gözlerimiz bizi yalnız bıraktı. Çok çalışmaktan yorulmuşlar. Sürekli ufka bakmak, bir limanı aramak… Nereye kadar görebilirdik ki? Haktan'ın gözündeki ilacı yalnızlık olan arpacık, Fırat'ın gözündeki bilinmez ağrılar… Hastalıklar yakamızı bırakmadı; Fatıma'nın ince işçilik isteyen işlerinde kullandığı aletlerin ellerine olan düşmanlığı, Egemen'i birkaç günlüğüne nakavt eden yüksek ateş .

Güzel haberler aldık kıyılardan, Alaca Karanlık Kuşağı tadında öyküleriyle hepimizi okurken mutlu eden Özlem Peker Xasiork 4. Öykü yarışmasında Birincilik ödülü alırken Haktan da jüri özel ödülü almış, bir numaralı tribün sorumlumuz Evren uzun DY günlerinin sonuna gelmiş, N.Engin'in bol imgeli bir hayali (söylemeyeyim sürpriz olsun) gerçekleşmek üzereymiş... Benim için çok özel bir haber daha aldım, kıyıdayken çok severek izlediğim bir program 1000. bölümünü kutlamış.

Kıyıdan uzaktaysanız, sürekli seyir halinde bir akışkanın üzerindeyseniz, düşünceleriniz de aynı hızla akıyor; ileri ya da geri… O tuhaf yağmurlu günü hatırladım. Bir gazete bayisinden eğlence olsun diye aldığım dergiyi, içinden çıkan garip röportajı, sonrasında günlerimi nerdeyse yayın saatine göre ayarladığım programı. Ondan öğrendiklerimi, onunla yaşadıklarımı… O zaman içinde yaşadıklarımı…

Manifestolarında; "...atlamak isteyip de kıyısında dolaşanlar için, kamburken dik durmaya çalışanlar için, sıkıp sıkılanlar için, isteyip gidemeyenler için, fena şeyler düşünüp korkmayanlar için, takmayanlar için, küçük harfleri sevenler için, büyük sözler söylemek değil, hayata dair bir deepnot düşmek için..." diyorlardı.

Oysa bugünlerde herkes büyük kocaman laflar ediyor, neon isimler taktıkları işleriyle hoparlörlerden seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Yağmur yok, hava bulutsuz ve açık ama gök gürledikçe gürlüyor.

Oysa onlar sessiz sakin, 5 yılda ödüle doymadan, her gün ekrana çıkacak cesaretle ve türünün-içeriğinin kalın çizgilerle değil, belli belirsiz hatlarla şekillendiği, kendi içlerinden geldiği gibi “sadece haber” yapan bir programla ve sadece sunucusunun adıyla değil bütün ekibin dahil olduğu bir çalışmayla kendilerini çok az öne çıkararak yollarına devam ediyorlardı. Ben de o saçma dergi sayfasındaki röportajı okuyup, sonrasında yaptığı işlerle uzun süre, -farkediyorum ki hala- model bellediğim insanlar adına mutlu oldum.

Saçmaca kaç sefer daha yapacağımızı düşündüm. Biri demişti ki “hayat denizde karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.” Katıldığımı sanmıyorum; denizde yaşadığımız günler, verdiğimiz mücadeleler, kazandığımız ya da kaybettiğimiz her şey belirliyor o limanları. Her liman her zaman “liman” kelimesinin karşılığı değil, yolculuk nerde bitiyorsa liman orası bence. Belki denizin dibi, belki denizin kendisi, belki kimsenin bilmediği bilse de gitmek istemeyeceği bir sahil….

Taşıdığımız yükün tartışma götürdüğü açık. Arada biz de diyoruz, ne bizim işimiz diye. Sonunda şu cümleyle karar veriyoruz, “sadece edebiyat”. Nev'i önemli değil…

Şimdi gitmeliyim. Gelen 10 mektubu okuyacağım, onları okuyup herhangi bir kıyıyı düşünerek soğuğa karşı dayanmaya, güzel hayaller kurmaya çalışacağım.

Sizlere de iyi okumalar… hayaller…

 

   
<<Önceki :: Ana Menü :: Sonraki>>