|
|
|||||||||||||
|
Bu Gemi Nereye, Nereye Gider? O iki (aslında 3) ay nasıl geçti kendilerine sormalı. O kadar çok şey sığdı ki bu zamanın içine, alakalı alakasız. Temmuz-Ağustos-Eylül... Geçti gitti işte. Kötü alışkanlıklar edindim; yazıları sürekli bilgisayardan okuduğum için artık kağıttan bir şey okurken yadırgıyorum. Gözlüklerimi şişe dibine çevirmesinden korkulan bu olayda, yıllar önce ettiğim "kitaptan okumanın yerini tutar mı kardeşim bilgisayardan okumak!" beylik sözünün etkisi var sanırım. Büyük konuşmamalı. Bir de Yap-Bozlara merak saldım. Bu yaşta olmaz diyeceksiniz. Her yaşın yap bozu başka başka... Bu seferimizde , yazarlara geri bildirim işini oturttuk (sanırım). Bunu yapan kaç dergi var bilmiyorum. Periyodumuz zaman zaman bana uzun geliyor. Her öykünün üzerinde oturup konuşmak, en iyi haline ulaşmaya çalışmak ve bunu mümkün olduğunca yazarın kendisinin yapmasına yardımcı olmak için ancak yeten bir süre. Bunu da inkar edemem. Eleştirilerimde -itiraf ediyorum- arada terazimin ayarı kaçıyor. Haddimi aşan laflar ediyorum okuduklarıma. Ama herşey güzel bir dünya için :-) Bu sefer , aslında geçen sefer bitmiş ama bir türlü beynimde çizdiğim resme oturmamış Elif Şafak röportajı benim için en önemli olaydı. Röportajın gününün alındığı zamandan, hazırlanışına, cevaplanışına, arada gelip giden e-postalara ve sonunda Elif Şafak'ın Amerika'ya dönmesine kadar uzanan tuhaf bir zaman dilimiydi benim için. Son şeklini vermek zor oldu. Araya girecek alıntıları biliyordum ama girişe yazacağım yazı konusunda duygularım dalgalıydı. Çok içsel ve duygusaldan normal bir yazıya dönüştürebilmek için bekletmem gerekti. Bu yazının ortaya çıkmasında emeği geçen herkese teşekkür etmek isterim ayrıca. Komutana yalakalık yapıyor diyenlere diktatör selamı veriyorum, haberiniz olsun. Gelelim Sandman&Neil Gaiman yazısı ve Ece Esmer Röportajına. Sandman ve dolayısıyla Gaiman ile yeni tanıştım. Büyüsüne kapılmayan var mıdır bilmiyorum? Seriyi Türkçeye çeviren Ece Esmer ise, uzun yıllardır takip ettiğim www.deepnot.com sitesinde Underground adlı köşesinde çok da karanlık olmayan alternatif üzerine yazılar yazıyordu. Hadi bakalım ropörtaj yapalım, mevsimi geldi dedim. Dedim ama, Sandman ve Neil Gaiman bilgim beni yolda bırakacağından yardım aradım. Sandman yolculuğundaki kılavuz kaptanım Egemen, çoktan başka bir kıtaya varmıştı ve yüksek ihtimal gemisi uzun süre geri dönmeyecekti. Ben, o sırada demir attığımız limanın köhne kahvehanesinde, o mekanı terk etme planları yaparken içeri tanımadığım bir süvari girdi. Kimdir diye soruşturdum. Sandman sever çıkınca yakasına yapıştım. Sanırım kolay da bırakmayacağız ekip olarak. Nevzat Evrim Önal "ellerine sağlık" bir Sandman&Gaiman yazısı ve röportaj için yüklüce soruları ile desteğini verdi. Ortaya Haktan Kaan İçel'in fotoğraflarıyla güzel bir ropörtaj çıktı. O sırada methimizi duyan ve solgun tasarımımızın cazibesine kapılan Rumeysa Özel arkadaşımız kadromuza katılmak istedi. Öykülere farklı bakış açısı, yeni tarzlar deneme konusundaki hevesi ve çalışmaları ile aramızda olmasından memnuniyet duyacağımızı düşünerek gemimize onu da aldık. Arada gemide bir takım yeni fikirler çıktı. Fikir anneliğini Fatıma'nın yaptığı beyin fırtınasında bol ödüllü editörümüz Fırat, tribünümüzün mühendisi Evren, herkes dağıldığında toparlama işini üstlenen Egemen ve derdini anlatırken kelimelerin kiyafetsiz kaldığı Haktan güzel fikirler ürettiler. Ben o sırada güverteden denizi seyrediyordum. Bitmesinden korkuyorum o yüzden içine giremiyorum. Fikirler fikirleri, öneriler önerileri izlerken yapılabilirlikleri ve yapılma zamanları konusunda endişelerimiz ve telaşlarımız olsa da bu enerjisi hissetmek güzeldi. İşte tam bu sırada benim yap-boz takıntım oluştu. Bir yapı kuralım, "Şu da olsun bu da olsun ama en çok şu olsun, gerekirse bunu ekleriz!" düşüncelerinde, "Nasıl yaparız?" telaşlarında gezindim bir süre. Ama "Nasılsa yapılmışları var onların etinden,sütünden ve derisinden yararlanalım." diyerek kendimize bir çıkış yolu bulduk sanırken, kendini doktora yeterlilik adasının derin sularında kaybetmek üzere olan bir gözlüklü mühendis -namı diğer Evren- "Otur kendi yap-bozunu kendin hazırla!" dedi. Başlangıçta dinlemedik. Egemen'in "neden martı vurmak için uçak savar kullanıyoruz" sözüyle, elin yapısından bize yar olmayacağını anlayıp, paşa paşa (somurtarak) elime bir takım kağıtlar aldım. Komutan gelmeden onları da çizmem gerek. Bütün öyküler okunup yayınlanacak sekiz belirlendikten sonra, bütün zamanların en hızlı ve disiplinli redaktörü Ozan Göker, dur yapma dememize kalmadan düzeltmelerini gönderdi. Peşi sıra çok yakında adını çokça duyacağımıza inandığım Gürkan Gülegen redaktelerini bitirdi. Tek eksik kaldı böylece; resimler seçilecek, kesilecek, bu sefer ki sayımız yüklenecekti. Rüyaların engin yazarı Nihal Engin Vrana, sıkıldığı laboratuvarından denize düşen yılana sarılır desturuyla stres atmak için koşarak geldi ve resimleri seçti. Ekimin 7sinden önce bir gece Egemen ve Berre, 3. seferi yapmanın rahatlığı ve artık rotayı bilmenin dayanılmaz hafifliği ile eğer acık bıcık bir aksilik çıkmazsa dergiyi cümlealeme duyurmak için yükleyecekler, di ki kader çarkları döndü. Bu sefer çok kuzeyde bir yerden bilinmez bir adam Egemen'i esir aldı. Yine de yılmayacaklarını biliyoruz. Eğer bu yazdıklarımı okuyorsanız, değme korsanlara taş çıkarırcasına esaretten kurtulmuş geminin halatlarını çözmeyi becermişlerdir. Şimdilik bu kadar, gidip geminin alt katındaki kürek mahkumlarını kontrol etmem gerekiyor. Komutan gelmeden defteri yerine koyayım. Yakalanırsam mazallah denize menize atar. Sağı solu belli olmaz.
|
||||||||||||||