|
|
||||||||||||
Kahvehane az önce dağıldı. Uyumaya gittim. Beceremedim yine… Şu sıralar ya uykum yok yada o abuk rüyalar yüzünden ben olsun istemiyorum. Kahve ve/veya Zifirin inhibitör etkisi ::) ve MS Word’ün adamı sinir eden “Almanca düzelt listesi bulunamıyor?” uyarıları… Ben o kadar Almanca bilmezim ki Almanca yazdığımı bile farkedemiyorum. (Saat 03:14 pi sayısı…) Şimdi Hayalet Gemi’nin eldeki sayılarını hatim edeceğim. Sebep? Can sıkıntısı… İş Planı yaptım. Evren o kadar çok iş planı diyor ki beynime kazındı. Yapılacak işlerin listesini belirle. Başlama ve bitiş tarihlerini belirle. Bir tabir var “deadline” anlamasam da “ha tamam” diyorum. Onları asla aşma. Bugün Terry’ler bana ulaştı. Gürkan’a teşekkür etmeliyim. Buz adam bana kitaplarını emanet etti. Tanıştığımızda söze iki Kova ne konuşur sorusuna verilecek en son yanıt neyse, ondan başladık. Arada “Terry alacağım ama kitap listem kalabalık ne yapsam?” lafıma “kitaplara nasıl davranırsın?” diyerek cevap verince; “Çok iyi davranırım, kıvırmam, yırtmam ezmem büzmem, altlarını çizmek isterim ama kıyamadığımdan ayrı bir deftere yazıyorum, yani bana emanet edebilirsin” diyerek , Gürkanı yormadan kitapları emanet etmesini sağladım. Elimdeki zaten uzun olan kitap listeme ek 3 kitap daha. İş Listeme de bir madde eklendi. Terry oku ve Terry ile ilgili yaz. Evet kolaya kaçıyorum. Seçtiğim inceleme konuları hep, etrafımda danışabileceğim insanlar olan konular. Emeklemeden yürümüştüm ama hayat her zaman aynı değil. Duruş da yürüme yeteneği kadar önemli… Haftasonu olduğu için kahvehane kalabalık. Biladerlerin kahvehaneye takılanlarının tamamı burada. Keyifli bir sohbet oluyor ama birkaç esprim içimde kalıyor. Bizim racona yakışmaz. Berre yapmaz hesabı. Ama diğerleri sağolsunlar şu günlerin elektronik tabiriyle aynı frekanstan olduklarından açığımı kapatıyorlar. Saat 02.00 sularında yavaş yavaş herkes işine dönüyor. Uyumaya? Sanmam, birinin okuması gereken ödevler var, diğeri film izleyecek, yazı yazacak olan var, diğeri oymacılık sanatında ilerlemeye çalışıyor… Ben son ayrılanlardandım. Uykumayı denedim. Olmayınca bilgisayarı açtım. PHP ile ilgili okumam gereken 3 minik kitapçık var… PHP denince, kendimi yine bozkırın ortasında hissediyorum.. Ekimdi? Evet Ekimdi. Bozkırın ortasında, sarı samanlar vardı. Hafif üşütmeyen bir rüzgar ve ısıtmayan pırıltılı bir güneş. Akıl mı dersiniz, bilinç mi dersiniz bilmem ama kısacası şu; sistemin farkında kalmasını sağlayan devreler kapandığında bu beyin kendini orada buluyordu… İşte yine öyle. Fark, Ekim ayında görüntü sabitti. Bozkırda oturan birini görüyordum. Şimdi ilerdeki yamru yumru ağaç gövdesine yürüyor. Uzakta ama yürüyor. Acelesi de yok. Ben olamam sanırım, benim hep acelem vardı, hiç sabırlı biri olamadım. Haktan, bu yazıları Yakamoz yazılarına benzetiyor. Haklı sanırım. Bunları yazan kişi ile insanların gördüğü konuştuğu Berre (hele de sinirliyken) çok farklı. Bunlar sakin ve hafif şeyler. Belki içimde bozkırda oturan “ugh!!” söylüyor bunları. Bilimkurgu,Fantastik, Korku yada Polisiye… Pirinç ayıklar gibi okuduğum türlerdi. Şimdi başka şey okuyamıyorum. Seyredemiyorum.
|
|||||||||||||
| [SON]:: Ana Menü :: Sonraki>> | |||||||||||||